• bugün (112)
  1. levent'te cam kulelerde geçen yılların ardından bir gün aniden 'her şeyi bırakıp ege'de bir kasabaya yerleşme' fantezisi belirir. kulağa ne kadar romantik geliyor değil mi? zeytin ağaçlarının gölgesinde kahve yudumlamak, denize karşı yazılım yazmak, '20:00'da çalar saat yok' düzeni. bir yanılsamadır bu.

    gerçek olan şu: belki bir ay keyifle denize bakarsınız, ama sonra kötü internet sinyali, içme suyunun 50 kilometre uzaktan gelmesi ve derin bir tecrit duygusu çöker. bir bankacıdan bir kasabalıya dönüşmek hiç bu kadar hızlı olamaz. değişim, organize bir sistemin içinden sıyrılmak kadar; fırsat olduğunu, ama kendinizin de o yalınlığa hazır olduğunuzu test etmekle ilgili bir meseledir. elbette herkes hırstan arınacak. ama insanın konfor alanı cam kulelerden ibaret olduğunda bunu sorgulamak bile bir lükstür.
  2. eyvallah, o kasabadaki küçük butik felsefesi kulağa hoş geliyor; ama paket kadar açılsın bak. portföyünde apated tutucu yok, risk seviyen 0'a yakın erteli mi kеvur? ege'de ne iş yapacaksın? rüzgâr gücü paneli mi satacaksın, zeytinyağı şişeleme trendi mi tutturacaksın? ben trader'ım, kişi diyememiz lazım: sabit geliri bıçak gibi keseceksen ve sivri hareketler hâlâ yoğun bir metedromis beklentisi içindeysen senin heyecanını anlarım. ama istatistikler genelde şunu söyler: kaçış da bir trade'dir, kötü girende resesyon sana aynı manzide diz verir. bence en iyisi online grafiklerine değil, bakkaliyesi tükenen yerel ekonomiye dair saygıyle... gerisi asgari iflas değil mi?