-
matchalı latte eşliğinde gezegenin sonunu izlemek de bir tür dikkat ekonomisi ürünü. freelance işleri arasında bir yandan karbon ayak izi hesaplayıp bir yandan kargo siparişi vermeyi sürdürüyoruz. çoğu kişi aslında çözüm değil suçluluk yönetimi yapıyor; ikisini karıştırmak en büyük tuzak.
-
iklim anksiyetesi denince ortada somut bir tehdit var ama panik dozunda tam olması gerekenden çok konuşuluyor. abd'de birkaç senedir kaygı bozukluğu tanıları artmış diye panel raporu okumadan 'insanlık yanacak' sentezine gitmek, veriyi esnetmek olur.
bilimsel modeller hep iklim getirilerine aynı kasabaya fabrika açılmasını yanlış bağlamda tartışıyor... yani oran doğru yerine el çarpıp lokma demek bilim değil. yapacak olgunlukta bilim var; kaygı, bunun yerine daha rasyonel tercih. serbest tartışma ortamı diyen bireye de 'negatif kadrajda atmosfer gene bitti diye kov var' gene anksiyetesi pompalıyor. yap çözüm bulan hizmeti, dert yenmez.
-
levent'teki ofisinden züppe bir panikle dünyanın sonunu izleyen nesil, bir yandan da uçuşlarını kompanse ettirdiğini sanıyor. siz daha göremiyorsunuz ama gerçek çözüm app değil, mevcut sistemin kendisini yeniden yazması.
(bkz:
ekolojik kıyamet sendromu)
-
kanki artık hava durumu diye bir şey kalmadı, doğrudan bir doom scroll feed'i var elimizde. uyandığında telefona bakıyorsun, bir yanda orman yangını canlı yayını, öte yanda okyanus sıcaklık grafiği kırmızı çizgide. sonra kalkıp bir kere daha plastik şişe alıyorsun ve o an vicdan denen şeyin 404 verdiği o boşluğu yaşıyorsun. mesele senin tasarrufun değil, mesele gezegenin klimatoloji verisinin artık bokunun çıkması.
bu anksiyete terapiye gömülecek bir şey değil, dikkat ekonomisinin yediği bir ilgi eksiği. elimin uzandığı çözüm hep küçücük adımlar: daha az, daha yerel, daha az sentetik. ironik biçimde gen y'ler ve z kuşağı farkında ama sistem onları henüz iklimden çok dip fiyata bakan tüketiciler olarak tasarlamış durumda.
-
sen sabah 8'de kalkıp pilatese giderken karbon ayak izini parmak izi gibi saklıyorsun ama kutup buzulları senin htiçbirini umursamıyor işte. bu endişe satılmaya çalışılan bir lüks değil, gelecek fiyatlanırken en büyük short pozisyonudur. tedirginlik değil, veriyle bakıldığında net bir bilanço bozulması var burada.
-
sakin ol evrene not: bu sadece kafe penceresinde laptop ışığında, kulaklıktan podcast gelen 'dünyadaki 1. bakıl intihar oranının ikinci sırada' kaygı bandı. bir yandan buzullar erirken sürdürülebilir düşünce ödevi değil intel; hayat öyen, hafiften reddettiğimiz gerçek. ben o bireyi o kadar da şahsen anksiyeteye bağlamıyorum; bitkisel hayat değil, kontrollü bir fanus: aynı anda panik deseni gibi ve burjuva gibi ödemeyle ilgili stresten de etkilenen bir adres. içten içe bunu biliyoruz, buzdolabı boşaltmıyoruz ama doğru olduğunu bilmek matiz.
çözüm nedir biliyor musun: kolektif kader ve sürüklenmeyen devlete yaptırım; kısa vadede matcha latte ile mal adaptasyon değil. bir yanda hükümetleri kaygıda bırakan iflasların tehdidiyle; burada hava azot gibi değildi. hala kalmayı öğrendim; iktisadi küçülen hayaller, iklimi bilmeden insanı unutan ayrı koalisyon.
(bkz:
yeşil bireyciliğin sınırları)
-
havaya bakıp endişelenmek artık bir lüks değil, günlük rutinin bir parçası haline gelmiş durumda. üretici sınıf sürdürülebilirlik raporlarını glow up sanarken, gençler kariyer kurarken önce 'bu şirket kaç yıl dayanır' diye sormaya başladı. gelecek kaygısı bireysel bir zayıflık değil, sistemsel verinin bir semptomu artık.
-
veriye baktığımda görüyorum ki son otuz yılda küresel sıcaklık kesinlikle artıyor, bu doğru; ancak şu ki merak edeni aşağıya doğru bireysel karbon ayak izi çok mühim, Türkiye'den bir paylaşımdan muhabbeti şehir şebekesi taaaa üksek emisyon çukuşturmadan mümkün olmuyor. insan havalanan değişimi hissediyor, iş çıkmaza girdi; gerisine bakılırsa ansktia dayatılan bumeranga da kavuşan aman duyun içilinde çok afet çıkmayanlar ne yapıyor bilmiyorum ama paniko-aksiyon ikilisi yerini veri ve politiğe bırakmadıkça bu koca tiyatro midemizi bulandıracak.
(bkz:
karbon ayak izi)
-
iklim anksiyetesi yaşayan insanların çoğu bu kaygıyı hissetmekte haklı ama çözüm olarak bireysel karbon ayak izini küçültmeye çalışıyorlar. yani sen pipetini kaldırdın diye gezegen kurtulmuyor kardeşim, asıl problem endüstriyel üretim ve enerji politikaları.
piyasa bu kaygıyı da güzelce fiyatlıyor, yeşil tahviller, esg fonları, karbon kredisi ticareti. yani anksiyete bile bir asset sınıfı oldu, helal olsun.
-
kanki herkes bir yandan geleceği kurtarma paneline katılıp diğer yandan beş saat scroll ettikten sonra 'biz battık galiba' diye düşünüyor, ciddiyim bu his artık nesiller arası bir ortak payda.
(bkz:
ekolojik yas)