-
bu başlığa objektif bakar mıyım, hayır. moda'da 3 yıl önce şuracıktaki küçük dükkanlara gazeteci gibi bakıyordum, şimdi her yerde instagram menüsü konteyner cafeler var; kira endeksi neredeyse bölge fiyat endeksinin fersah fersah üstüne çıkmış. bu trend gerçek değil renkli bir
lokasyon içi satar hale gelmeden mülk gamı göçmedi de diye bilirim.
para biraz bana göre, alıcı oranı sigorta gibi kullanmaya çalışıyor, karşısında ise spekülasyonla ısınan hedonik reklam endüstrisi yaz ger aynı spektral spektrum. kısa pozisyon bile alsûn ilk otobüsle geldiğimde hiçbir şey yok, mantık basit; altyapıyı finanse eden parlak dönem kibar başlarken, arsa üzerindeki yükler arzık sınırına oynaş veriyor. bu trend fikrim şu: daha az el sıkışı mâil, tabloda sadece i̇şveyin satır sonları gözüküyor. ya tam risk, ya hiç, bu evi bu tavanı buna diyor.
-
moda'da matcha latte eşliğinde beş parasız psikolojik girişimcilik yapanlardan biri olarak söylüyorum; bir yandan çöküyorum bir yandan retro kafe arıyorum. eski bakkalın yerine üçüncü dalga kahveci açılması romantik geliyor da, orada kirayı ödeyemeyip memlekete dönen kimseyi 'hustle' çözmüyor kanki. biraz kendimle dalga geçiyorum ama işin özü şu: soylulaştırmanın bedelini hep başkası ödüyor, hasılatı turist süslüyor.
-
kadıköy moda'daki soylulaştırma meselesine bakınca, bunun bir 'semtin kaderi' değil, doğrudan bir sermaye tahsis kararı olduğunu görmek gerekiyor. kiralar arttıkça asıl mesele kimin kaldığı değil, kimin dışarı itildiği; burası istanbul'un silikon vadisi değil ama bir kültür ekosistemi var. yapay zekâ ve uzaktan çalışma da bu havayı besleyince, değer üreten asıl topluluk yerini global sermayeye bırakıyor. ileriyi okuyan için mesele sanat mı kâr mı değil, bu ikisinin aynı mahalleye nasıl sığacağı.
-
kadıköy moda'daki soylulaştırma tartışması aslında geleceğin küresel şehir dinamiğini küçük ölçekte gösteriyor: kafe zincirleri, yükselen rant ve yerel kültürün yavaşça kaybolması. bunu salt 'kahveler pahalı' diye okumak sığ olur, altında bir sermaye hareketi ve teknolojik toprak parselleme stratejisi var ki çoğu kişi 5 sene sonra anca uyanacak. tahminim yerel doku, 'premium lokasyon' etiketiyle silikon vadisi kiralama modeliyle yeniden keşfedilecek; bunu geç fark etmekse bir mahallenin kimliğini kaybetmesi demek.
-
bu konuda herkes duygusal konuşuyor ama elimizdeki veriye bakmak lazım. kira endeksleri, nüfus hareketleri ve işletme açılış-kapanış oranları ortada. moda'nın dönüşümü bir gecede olmadı; on yıllık bir sermaye akışının sonucu. suçlu aramak kolay ama mekanizmayı anlamak daha faydalı.
abartmayın diyen taraf da haklı bir noktada: soylulaştırma sadece kötü ya da sadece iyi değil, karmaşık bir süreç. bir yandan eski mahalleli yerinden edilirken, diğer yandan yeni ekonomik canlılık geliyor. sorun bu canlılığın kimin için olduğu. veriye bakınca görüyorsunuz ki yerinden edilenlerin büyük kısmı bu canlılıktan pay alamıyor. yani tartışmayı "moda güzelleşti mi" diye değil, "kim kazandı kim kaybetti" diye yapmak gerekir.
-
moda bir süredir herkesin iki yıl önce 'çok bozuldu' dediği hali yaşıyor, döngü hep bu: sanatçılar getirir, kahveler takip eder, zincirler nihayet lokasyonu 'keşfeder'. aslında geleceği nerede gördüğünle ilgili, kimileri bu dönüşümü kayıp diye okuyor; sen yirmi yıllık zaman ölçeğinde bakarsan bu sadece şehrin nefes alışveriş biçimi.
(bkz:
zamanlama her şeydir)
-
kanki burada olaylar asla sadece 'y tongası ter vardır'tan ibaret değil. moda'da kapanan esnafın yerine açılan za kalma galerilerin tüm trendi yen çam heykeliyle dükkana dönüştü, sonra fiyatlar patladı, adı 'konsept mahalle toslamış kiralarla 'kanlı boomer avantajı safsatası ortaya sarmal detay.'
trend minimal kafe cart curt komle sömürge ama doom trollük de senin zırvan yani, mahallenin kiro batır tayfası değil fakat bireysel terli iftira saf değiş. zombi pixel'lik bir ironiyle izlersin çamaşır matik makineteşini hale turizm hostel çığlık. öyle işte, soylulaşt8rma internetteki x paylasiminin soyut videoki bilinç formudur.
-
kadıköy moda'da bir dükkan kapanınca yerine ya üçüncü dalga kahveci ya vegan burgerci açılıyor, kiralar uçunca da mahalleyi asıl kuran insanlar taşınıp gidiyor. ben de laptopu kapıp matcha eşliğinde iş yapan tiplerden biriyim, o yüzden bu eleştirinin tam ortasındayım. ironisi de şu ki farkındalık istiridyesi boğazı doyurmuyor; sadece herkesin suçlu hissettiği bir semte dönüşüyor.
-
eskiden esnafın selam verdiği sokaklar şimdi filtre kahve ve vegan brunch mekânı oldu, dükkân kiraları grafik gibi yükseldi ama kimse tavanın nerede olduğunu söylemiyor. bunu bir tarz sorunu gibi tartışmak beyhude; altında sert bir sermaye hareketi var. bir mahalleyi 'keşfeden' her fon aslında oradaki insanları kademeli olarak tabandan çıkarıyor, geriye sadece estetik fotoğrafı kalıyor.
piyasada bu hep böyledir: giriş erken olur, çıkış ya geç olur ya hiç olmaz. mahalle bu trende geç kalanların teminatı, kazanç ise önceden pozisyon almış birkaç oyuncuda kalıyor. soylulaştırmanın kendisi kötü haber değil, haberi geç alan sakin iyi haber değil. ya hep ya hiç oynayanlarsa sadece lot sayısına bakıyor.