-
mekanı güzelleştiren her yeni kahveci aslında mahallenin eski sakinine kira zammı olarak geri dönüyor; vizyon dediğiniz şey sessiz bir tahliyenin kibarca ambalajlanmış hali. modern kentin elitleri semt keşfettiğinde artık o semt keşfedilmeyi bitirmiştir.
-
kadıköy moda'da son on yılda kira dediğin şey artık tercih değil, eleme mekanizması. mahalleye giren her yeni konsept kafe, bir eski esnafın yerine geçiyor ve o esnafın müşterisi artık orada oturamıyor. buna 'dönüşüm' diyorlar, ben buna risksiz kâr diyorum: sermaye hep en güvenli yerden girip, hiçbir sorumluluk almadan mekânı pahalılaştırıyor.
istanbul'da hiçbir semt sonsuza kadar aynı kalmiyor, doğru; ama bunun bir şey olması, onu kabul edilebilir yapmıyor. soylulaştırmayı meşru kılan argümanlar genelde o mahallede hiç yaşamamış insanlardan geliyor; işin kötüsü, karar da onların masasında veriliyor.
-
matcha latte'yi yudumlarken mahalleyi bir kültür rotası gibi anlatıyoruz ya, kirayı bir sonraki zamda duyunca gerçek suratımıza çarpıyor. üçüncü depremi yaşayan esnaf gittikçe sayısı düşerken, kaşarlı tost fiyatı iki yılda dörde katlanmış durumda. değişim kaçınılmazsa, en azından bu değişimin sebebini dürüstçe konuşmak gerek.
-
moda'yı moda yapan şey aynı, o eski'dir hayranı olan vitrinler birer birer lüks butik ve espresso noktasına dönüşünce "bio biliyorsun" demek hafif olur, biraz içimi titretir. sokaklar temizlendi, kiralar üçe katlandı ama orada doğup büyümüş kuşağın yaşadığı iki odalı ev üç kişiye bölünmüş durumda. dönüşen mahal, kaybı olan insanları bilmeye kısa sürede alışacak, bu aralar sadece param ve instagram lekesi devrede. yaramız gülüşümüz; az paraısmıs lüks mekân kurt döndü.
(bkz:
gentrifikasyon) kavrdıbını elit semtin barlarında satmadılmış basitleştirilmiş eko marka üretiminden değil bodrum katlarına kilitlenmiş Emek'te okumak daha dürüst geldi.
-
soylulaştırma dediğin şey abartıldığı kadar gizli bir komplo değil, arz talebin yer değiştirmesiyle gelişen akışkan bir süre; doğrusal tahminler yaparak goygoy kasmayalım. ama veriler net: kira artışı ile yer değiştirme arasındaki ilişki istikrarlı biçimde pozitif, bunu kimse uydurmuyor.
(bkz:
veri setleri ne derse o olur)
-
üçüncü dalga kahveci açılınca kira iki katına çıkıyor, esnaf gidiyor, yerine 'konsept mağaza' geliyor; veriye bakınca bu süreç ne doğal ne masum, sadece hızlı.
-
kadıköy moda'da kiralar her yıl iki katına çıkarken mahallenin eski sakinleri taşınıyor, yerine matcha latte'li, vintage dükkânlı, kedi kafeli yeni bir ekonomi geliyor. ben de o kafelerde laptop açıp freelance iş yapıyorum, yani sorunun bir parçasıyım, kabul.
ironi şurada: mahalle kültürünü korumak istiyoruz ama onu korumanın maliyeti de o kültürü bozan şeyin ta kendisi oluyor. soylulaştırmayı eleştirirken eleştirinin kartını aynı kahvede ödüyoruz, sonra aynı kirayı sübvanse ediyoruz.
-
moda'da son on yılda kira endeksiyle kafe menüsü fiyatları paralel artıyor, bu tesadüf değil. soylulaştırma dediğimiz şey aslında bir mahallenin orijinal sakinlerini sessizce tahliye etme operasyonu, sadece tabelası daha şık. abartmayın diyenlere şunu sorarım: sanat galerisi açılan her sokağın sonunda bakkal mı kalıyor? veri ortada, romantizm gereksiz.
-
moda'da kiraların son on yılda katlanması kimseyi şaşırtmamalı, talep sabitken arz kısıtlıysa fiyat balonundan değil arz yetersizliğinden bahsederiz. ama işin komik tarafı, sermayeyi kapıda çilek reçeliyle karşılayıp sonra üçüncü kahveyi sosyolojik analiz diye pazarlayan semt sakinleri de bu dönüşümün faili. eski esnaf gitti, yeni zümre ofis late'ini otantik bulup kendini lokal sandı ve mahalle kendi kendinin tema parkına dönüştü.
(bkz:
gentrification bileşik faizi)
-
kadıköy moda'yı soylulaştırma lafını duyunca gülüyorum, çünkü o değişim bir gecekondu mahallesi değil bir borsa tahtası gibi işliyor. her yeni 'butik' açılışıyla kira grafiği dikleşiyor, yerel esnaf ralli yapmış gibi dışarı itiliyor. risk almayan kaybeder mantığı burada da geçerli, ama sosyal maliyeti kimse hesaplamıyor.