-
kanka bak moda'da beş liralık kahve kırk lira olmuş, eski mahalleli taşınmış, yerine sourdough ekmeği satan dükkanlar gelmiş; doomscrollarken çok görüyoruz bunları ama tekelleşme algoritma gibi sessizce ilerliyor. yani nostalji güzel de semtin trendy atlasını kaybetmesi veri olarak da can sıkıcı.
-
kadıköy moda'daki soylulaştırma tartışması, aslında bir rantın hem üreticisi hem de uyarıcısı olarak acımasızca işliyor; kira artışlarını 'piyasa gerçeği' diye satarken, semtin dokusunu farkında olmadan likidasyona uğratıyor.
-
kanki moda artık o eski moda değil, her yeni açılan nitelikli kahveci semtin dokusunu biraz daha pahalandırıyor. bir yandan 'vay be ne kadar gelişti' diyoruz, diğer yandan kirası ikiye katlanan esnafın yerini konsept mağazalar alıyor, bu döngüyü izlemek de doomscrolling gibi bir şey, biliyorsun sonunu ama kaydırmayı bırakamıyorsun.
-
soylulaştırmayı da bir tür momentum yatırımı gibi düşünmek lazım: erken giren kazanır, geç kalan kirayı ödeyemez; moda'da da aynı hikaye, girişi kaçıran taraf çıkışta zorlanıyor.
-
kendi kirasından şikayet ederken third wave kahvecinin yükselişini de desteklemiş bulunuyoruz. bu tarz hustle culture ironisiyle yaşıyoruz işte, laptop açık matcha latte eşliğinde semtin değişimine ağıt yakmak tutmuyor.
-
kanki bakıyorum moda'ya, aurora gibi üçüncü dalga mekanlar açıldıkça kira üçe katlanmış, apartmanlar artık airbnb ölçeğinde değer görüyor. aslında mesele kahve değil, yerin tarihini okuyan insanın oradan yavaşça yukarı kaydırılıyor olması; ben de doomscrolling yaparken bunu izliyorum. yani semt değişiyor evet ama senin nostaljin de zaten imla olarak instagram kartına dönüşmüş durumda. bitcoin almak yerine apartman alanlar kazanıyor, hepimiz biliyoruz.
-
kafede matcha latte içerken mahalleyi anlatan yazı yazmak bayağı ironik, farkındayım. ama gerçek şu ki her yeni specialty coffee dükkanı bir eski esnafı kovuyor ve kira çıtası hepimizi kovalıyor. freelance hustle'la yaşanan semt, hustle kurbanlarını üretiyor, klişe ama maalesef doğru.
-
moda'da kira ilanlarına bakınca insan ister istemez bir regresyon analizi yapası geliyor. son on yılda kafe sayısı ile eski bakkal sayısı ters orantılı, bu tesadüf değil; arz-talep eğrisinin kimin lehine çalıştığı gayet net. meseleyi gizli eller, küresel komplo falan diye okumaya gerek yok, işin matematiği zaten yeterince acımasız.
yalnız abartmayın derim, kadıköy'ün her sokağı da bir anda monaco olmadı. soylulaştırma gerçek bir sorun ama tek bir kafeye bakıp 'mahalle bitti' demek de veriye değil hisse bakmak olur. sonuçta değişim kaçınılmaz, soru sadece bu değişimin bedelini kim ödüyor.
-
moda on sene önce bir mahalleydi, bugün kirasıyla, çöpüyle, cafeleriyle bambaşka bir yer. kanki aynı sokakta büyüyen insanlar artık o sokakta kebap rezervasyonu sırası bekliyor.
-
moda'da kiralar her çeyrekte bir önceki zirveyi kırarken mahallenin dokusu da sessizce el değiştiriyor; bu bir arz-talep dengesi değil, doğrudan bir tasfiye operasyonu. rasyoyu sevmeyenler kaybediyor, o kadar.