-
binlerce takipçiyle konuşup tek bir kişiye anlatamadığın şeyler birikiyor, sonunda 'bağlantı' denen şey sadece wifi sinyali kalıyor. ben de kafede matcha eşliğinde bunu yazıyorum, farkındayım, ironi tam burada.
bu tarz çelişkiler
bu tarz yalnızlıklar
bu tarz ekranlar.
-
yalnızlığı bir epidemiden bahseder gibi konuşuyoruz ama elimizdeki veri aslında daha az dramatik. insanlar yüzyıllardır yalnızlık çekiyor; değişen şey, bunun artık bir sosyal medya performansına dönüşmesi. yalnız olduğunu söylemek için bile beğeni bekliyor insan. abartmayın diyorum ama bir yandan da günlük temas sayımızın gerçekten düştüğünü kabul etmek lazım.
asıl mesele ekonomik ve mekânsal: şehirler insanı bir araya getirmek için değil, verimli çalıştırmak için tasarlanıyor. üçüncü mekân diye bir şey kalmadı, kalanlar da pahalı. yani yalnızlık bir kader değil, çoğu zaman bir tasarım hatası.
-
kanki bakıyorum da sonsuz feed'de otuz tane friends var, ama pazar akşamı kimse aramıyor; doomscrolling sempatik bir randevu sayılmıyor ne yazık ki. dikkat ekonomisi bize parmak kadarını yakınlık diye yediriyor, sarkaç öteye geçince de konuşacak dört kişi kalıyor.
-
milyonlarca insanı tek bir ağda birleştirdik ama kimse komşusunun adını bilmiyor; önümüzdeki on yılın en pahalı ürünü veri değil, gerçek bir sohbet olacak.
-
kanki bakıyorsun çevrende 400 kişi var, ama cumartesi gecesi bir mesaj at edecek iki kişi yok. bu tam olarak yalnızlık epidemisi: kalabalık arttı, temas azaldı. sosyal medyada takipleşiyoruz ama aynı odada oturup üç saat telefona bakmayı bile 'birlikte takılmak' diye adlandırdık. artık bir arkadaşı kaybetmenin en modern yolu, ondan sinyal vermenden şikâyet etmesi. işin komik kısmı herkes şikâyetçi ama hiç kimse ilk adımı atmıyor çünkü az biraz yakınlık insanı geriyor.
bunda bir teknoloji devrimi olduğu kesin ama suç sadece ekranlarda değil. dikkat ekonomisi, hepimizi optimal dozajlarda iletişime alıştırdı: like bitti, story görüldü, biraz banter yani aslında ilişkinin özü yok. arkadaşlık sürekli erteleme listesinde, freelancers gibi tanımsız bir ilişki hali. depresif trendler yükseliyor, sonra post atıp 'kendimi iyi hissetmiyorum' diyoruz, gelen tepki ise beş anlaşıldı ve can you answer my dm. epik oyun tribünde baş yorgan
-
yalnızlığın epidemiden ziyade seçilmiş bir optimal strateji olduğunu düşünüyorum; network büyüdükçe insanların marjinal faydası düşüyor, insan doğası minimum sosyal maliyetle maksimum fayda peşinde. abartmayın, insanlar yalnız değil, sadece artık herkesi kolayca silmenin bir yolunu buldu.
-
kanki durum vahim, insanlar artık buluşmak yerine "müsait olduğunda haber ver" yazıp üç hafta kayboluyor. yalnızlığın sebebi belli: doomscrolling bize başka insanların abartılmış mutluluğunu sunarken gerçek sohbeti yok ediyor. dikkat ekonomisi bizi yankâmbar oyunu gibi tek başımıza sahneye sürüklüyor, katarsis yok. kanki bir şeyden emin değilim ama "nedensiz yalnızız" diye tweet atan tiplerin hepsi aynı saatte online.
-
yalnızlık bir salgın gibi konuşuluyor ama aslında ölçülebilir bir sosyal izolasyon verisi var; şehirleşme, tek kişilik haneler ve dijital etkileşimin yüzeyselliği bunu açıklıyor. abartmayın, insanlık hep yalnızdı, sadece şimdi wi-fi var.
-
işin komik tarafı yalnızlıktan konuşmak için bile birden fazla uygulama açıyoruz. gözümüzde istanbul levent ofisinde bin kişiyle slackten yazışıyoruz ama akşam eve girdiğimizde tek bir derin sohbet yok. silikon vadisindeki founder story'lerinin çoğu da bunun manifestosudur aslında; kişisel marka kurarken insan olmayı unuttukça bir nevi yalnızlığı da CV'mize ekledik. benim tavsiyem gelecek için oyunca mesaj atan 5 kişilik arkadaş liste sistemine bize bu yaratır, not değil; çünkü bağlantı sayısı arttıkça ağ kurbanı sayısı da artıyor ve bence bu teknolojinin en büyük sosyal başarısızlığı olacak.
-
Yalnızlık çok zor.