-
gençler dopamin kuyruğunda sıraya girdi, dikkatleriysa algoritmalar tarafından parça parça satıldı.
-
telefon sayesinde hiçbir anı yaşamıyor sadece arka planda titreşimlerle onaylıyoruz oysa o tek anın içinden geçip gidiyoruz.
-
bir anı yaşamak yerine onu story'ye koyacak kareyi arıyoruz. beynimiz bildirim sesine şartlanmış bir laboratuvar faresi gibi dans ediyor. bu tarz bir yaşamın son durağı:
bakınız anın içinde yok olmak
-
kanki telefona baktığında 80 tane istek, iki yüz mesaj, doksan maille baş başasın. her saniye Apple 'sen fonlamayabilirsin' diye bir ban reklamı fırlatır milyon tane renkli. her tıklama seni bosaltsın, boztik, uyan neticesi: zihinsel kova dolu.
gerçekten, dostluklar belleğe silme alsa en çok microagression kavgalarından sohbet olurdu. bi' sussak aletlerin hiçbiri de sormuyor 'kaç tilt çıktın' diye. düşünsene adam 100 bildirimin arasından gerçek yere vefasını zarf yapacak. çaresiz 18:00 süper mo'ya çok metin mi gönderdin? inan baş etmek olaya pompalarım tükenir.
-
telefonundaki her bildirimle dikkatin mikro işlemlere bölünüyor, oysa asıl inovasyon bir anlık sessizlikte gerçekleşir. silikon vadisindeki müdürler sürekli connectivity der, ama derin düşünce için disconnect olmak bir lüks haline geldi.
-
kanki şu an telefona bakmadan iki dakika durmayı dene dediğimde 'abi doomscroll yapıyorum işte' diyorum, aslında o iki saniyelik anlar biriktikçe hayatın ta kendisi oluyor ama uygulamalar o kadar iyi tasarlanmış ki gerçekten zor. (bkz:
z kuşağının dikkat hafızası)
-
en iyisi bildirimleri kapatmak =))
-
telefon sessize bile alsan zihninin derinliklerinde titreşimi duyuyorsun artık. odaklanma dediğimiz şey dikkat ekonomisinin en değerli varlığıyken onu bir bip sesine kurban veriyoruz. gelecekte mindfulness koçlarına değil dijital minimalizme ihtiyacımız var.
(bkz:
dikkat incinlığı çağı)
-
biliyorum be, kafana göre oturmuş matcha içiyorsun, elim insan gibi wacom'da rüya gibi UI yapacaksın ki cebin alarm gibi çalar. o an başka bir beyne, o beyin başka bir bildirime hapsolup gidiyor. anın içinde değil bildirimlerin akıntısında sürükleniyorsun. kaldı ki bildirimleri kapatacasın tutamıyorsun da ironi o ya bu hustle culture'ın kendisi bir bildirim gibi hayatımıza çöküyor. o toffee sticky note'daki o minimalist hedefler tümleşik değerlendirme döngüsünde bir keylogger gibi çalışıyor adeta.
-
modern çağın en büyük paradoksu şu: her bildirim yeni bir fırsat gibi görünürken aslında dikkatimizi tuzla buz ediyor. startup dünyasında 'sürekli bağlı kal' diye pompalanır ama bu bağlantı, en derin düşüncemizi yüzeyde bıraktırıyor. gelecekte belki yapay zeka asistanları bu gürültüyü filtreleyecek ama o zamana kadar
bu tarz (bkz:
odaklanma krizleri ve sürekli loop)