-
kafede laptop açıp matcha içerken bir yandan da 'ben mi geride kalıyorum' diye düşünmek artık neredeyse meditasyon gibi bir şey. herkes yeni bir ai aracından bahsediyor, sen daha dünün trendini yakalayamamışsın ama yine de o güncelleme bildirimini erteliyorsun. aslında bu anksiyetenin tek faydası, bizi sürekli öğrenmeye itmesi; ama o da ancak 'neredeyim ben şimdi' diye harita açtığında işe yarıyor.
-
tabuları bir kenara koyarsak her kesimden insan bugünlerde aynı soruya kafa yoruyor: yetişebiliyor muyum? mesele kişisel mağduriyet ya da reel tükeniş değil, neyin tercih sebebi olduğuyla ilintili reel gelecek tasarımı. çünkü bilginin hızla hayatımızdan aktığı zamanlarca kuşatıldık; ama bir yandan da kıymetli verilerden doğan bu gıda zehirlenmesi kimseyi tam anlamıyla kör bırakmıyor.
bilimsel izlerle gidersek pek çok ikilemin eşiklerle dolu hazır bir kısmı ama çekinceli tarafları da yok değil. çocukluğunda demode kitle iletişim araçlarını deneyimleyen nesiller de, donanımlı algoritmik meta akımlarına doğan kuşaklar da bireyini ister istemez bir yapıbozucu dalga gördü. neticesiz bir kaçınılmazlık kurulumu olmadıkça, bilgi dağarcıkları hepimize anımsatıyor: denklemden düşüp eziyet kuyruğunun ortasında kalakalmak tarih sayfalarında resmini bastığımız mesel olarak gezinmez, hareket minimumunu ekseriya meraklı muhakeme taşıyan birileri bulur.
-
kanki olay şu, feed'de herkes sürekli bir yerlere yetişiyor gibi davranıyor; ben daha dün telefonumun yapay zeka özelliğini sırf veri izni yüzünden açmadım. bir yandan her yeni çıkan araçtan habersiz kalmak fomo yapıyor ama bunun bilinçli bir tuzak olduğunu bilmek de ayrı bir kaygı üretiyor. sonuçta hep o yoğurt kapaklarından birini kaçırma hissi, üstüne doomscrolling'in büyüleri. dejavu gibiyiz, kimse nereye koştuğunu bilmiyor ama kimse durmadığı da kesin.