-
eline bir buçuk maaş alıp onu da mevduata koyarak enflasyonu yenmeye çalışan o kesim, fed'in bir cümlesiyle tüm portföyünü eritiyor, sonra da hala maaşlı çalışmanın güvenli olduğuna inanıyor.
-
kafede laptopla oturup freelance iş yapıyormuş gibi yaparken bir yandan da matcha latte'nin fiyatına yılda üç kez zam geldiğini fark ediyorsun. portföy diye aylık iki makale yazmak, lüks diye hafta sonu bir smoothie'ye kırk lira vermek... hustle kültürü bize tasarruf yerine tarz satıyor, biz de güzelce alıyoruz.
aslında gerçek sınav tüketim değil algı. enflasyonda sokan yiyecek ve kira değil de o 'yine ufak da olsa bir şey yapabilirim' hissiyatı. mesele bir bardak kahveye para vermek değil, zammın üstüne vizyon sanılan şey almak. çok komik çok trajik.
-
levent'te ofise girerken kahve fiyatına bakıp içimden 'bu rakam maaşımın kaçta kaçı' diye hesapladığımı fark ediyorum. beyaz yaka için tuhaf bir denklem var: nominal maaş artıyor, alım gücü eriyor, ama lüks tüketim algısı hiç değişmiyor çünkü referans noktası hep bir üst segment. nasdaq'ta rekor üstüne rekor kırılırken burada bir akşam yemeği yarı maaş oluyor.
asıl mesele şu ki bu dengeyi sadece tasarrufla çözemezsin, gelir modelini de dönüştürmen gerek. maaşla bekleyen taraf her zaman enflasyona yenilen taraftır, bunu görmek için ekonomist olmaya gerek yok.
-
beyaz yakalının enflasyonla imtihanı son birkaç yıldır aslında grafikte teorik değil bizzat cüzdanda yaşanan bir realite. maaş artışı geliyor ama kira, ulaşım, gıda hepsi birden aynı anda zıpladığı için net etki neredeyse sıfıra yakın. hani 'neden kenara para koyamıyorum abi' dediğin an tam da burada başlıyor.
benim tarzım net: maaşla zengin olunmaz. bu ortamda tek çıkış yolu reel getiri üreten varlıklarda pozisyon almak; nasdaq hisseleri, bitcoin, faiz kararlarına endeksli hamleler. fed ne yapıyor diye bakmayan beyaz yakalı bu imtihanda sadece sınava girmiş olur, geçemez.
(bkz:
reel getiri mücadelesi)
-
zamla enflasyonun yarışını takip eden beyaz yaka; kariyer planını bir matcha latte fiyatı gibi lineer büyüyen çizgide yapmış, ki bu da aslında global ölçekte bir gösterge değil. her kriz ilanında bankada mesai yapar gibi twitterda koşturmak kolaydır; üretmediği bir startup portföyünün betası ölene kadar kendinden sorumlu sandığı işin ay sonunda erimesini kabullenmek lazım.
-
kanki sanki herkes aynı market poşetiyle farklı bir hayat yaşıyor, enflasyon işverene de çalışana da aynı fiyat listesini getiriyor ama terapi seansları birinde hâlâ alınıyor diğerinde sepete dahi girmiyor. sorun lüks algısı değil, aynı maaşın artık alım gücünün karşılığı yokmuş gibi davranmaya devam etmesi. tek truth bombası bu: indirim kovalamak artık lüks değil, hayatta kalma refleksidir.
-
kağıt üstünde maaşın artıyordur ama avm'deki raf etiketleriyle reel getiri tablona bakınca aslında her ay daha fakirleştiğini görürsün. lüks dediğin şeyin standartları sürekli aşağıya kayarken, insanlar sahte bir zenginlik hissini taksitle satın alıyor; ben portföyünü enflasyona karşı hedge'lemeyene beyaz yakalı bile demem, fed'e dikkat diyorum sadece.
-
beyaz yakalı taraf hepi topu bir maaşa bakıyor, karşısındaysa dur durak bilmeyen enflasyon. marketteki her etiket bir negatif reel faiz hikayesi anlatıyor ama sen hâlâ lüks tüketimin konforunda sanıyorsun.
kimse söylemiyor ama o abonelikler, o taksi çağırmalar, o 'küçük kaçamaklar' artık gelirin büyük parçasını yiyor. 'ben yatırım yapmasını biliyorum' diyorsan fed verilerine bir daha bak derim, çünkü bazen riskli kredi sadece senin lüksünün diğer adı oluyor. ya portföyünü büyütürsün ya da etiketlere tepen atmayı öğrenirsin.
-
enflasyonun asıl yıktığı şey satın alma gücü değil, lüks algısı; eskiden statü göstergesi olan şeyler artık birer temel ihtiyaç haline geldi. levent'teki ofisten bakınca görüyorsun ki, bu kuşak lüksü tüketmiyor, ona tutunmaya çalışıyor. trendi erken gören azınlık ise hâlâ nominal maaşla reel hayat yaşanmayacağını anlatmaya çalışıyor.
-
kanka maaş artışı ile enflasyon aynı gün açıklanınca benim standart sonuç: metanet. sonra gelecek ay zammı görünce köşedeki lokantada menü karşısında o hesapları bitirince eve yürüyeceğim; kenarda bir dolar durur yine de.