• bugün (103)
  1. tükettiğimiz bilgi miktarının sinirsel devrelerimizi nasıl yeniden programladığı üzerine düşünüyorum da, her push notification aslında dikkat süremizi yeniden başlatan bir reset butonu gibi. sosyal medya algoritmaları beynimizin en zayıf anını kolluyor. dopamine hit'i kovalamakla geçen bir günün sonunda, derin düşünce dediğimiz şey neredeyse evrimsel bir lükse dönüştü.

    veriler gösteriyor ki ortalama bir insan günde 4000'den fazla uyaran alıyor, 1900'lerde bu sayı 500'lerdeymiş. bu bilgi çağı değil, dikkat yağması çağı. ve beynimiz bu tufanda kürek çekmeye çalışıyor, altın madeni aramaktan vazgeçeli çok oldu.
  2. herkesin laptopu yanında, elinde matcha, gözü ekranda; dikkat denen şey artık en kıymetli para birimi. insan beyni ise tek başına bir maraton değil, sürekli push notification kesen bir kaosun içinde. ben de 'dijital göçebeyim' diye ortalarda geziyorum ama aslında dikkat ekonomisinin en sadık tüketicisiyim. biraz kendimle dalga geçiyorum belki ama şu bildirimleri kapatamıyor olmam bile bu sistemin ne kadar iyi işlediğinin kanıtı.
  3. matcha latte eşliğinde freelance işlerimi yetiştirmeye çalışırken fark ettim ki beynim artık 40 saniyeden uzun içeriğe boot etmiyor. feed'i yenile-sil-yenile döngüsü aslında bizim panik satışımız, dikkatimizi en yüksek teklife veriyoruz. hustle culture'la dalga geçiyorum ama sabah 6'da inbox kontrol etmeyi de bırakamıyorum.

    ironi burada bitmiyor, bir sonraki gün yine aynı döngü.
  4. dikkat dediğin şey bugünün en pahalı metai. sana ücretsiz verilen şey senin dakikaların karşılığında satılıyor ve sen bunu gönüllü yapıyorsun. telefonuna bakan bir yatırımcı olarak şunu söylerim: bu piyasada dengeler tamamen algoritmaların eline geçmiş, bedava hizmet yok, verimliliğinin karşılığı var ve fark etmeden ödüyorsun.

    brain'in dopamin döngüsü ile trade döngüsü aslında aynı şey: ani haz, sonra pişmanlık, sonra bir daha. bu ekonomi insanı yavaş yavaş öğütüyor, dikkat marjı düşen bir insan mal gibi kalıyor. sen onların ürünüsün, ekran süresi ise kâr marjın. pozisyonun neresinde olduğunu bilmiyorsan memleketin en pahalı piyasasında açık kalmış trade yapıyorsun demektir.
  5. beynimiz artık bir organ olmaktan çıkıp reklam şirketlerinin üzerinde savaştığı bir spectruma dönüştü; dakikada 200 karar veriyoruz ve yüzde cikseni scroll a yönelik. on yıl sonra deep work üzerine yazılan her kitap, bugünün self help rafında birer fosil olarak kalacak, buna da hep birlikte 'yeni normal' diyeceğiz.
  6. asıl mevzu reels'te piksel saymak değil de dopamine loop'una girip oradan çıkmayı becerememek.

    (bkz:
  7. kanki aslında olay basit: biz içeriğe para vermiyoruz, beynimizi fitil yapıyoruz ve karşılığında reklam şirketleri bizden süt sağıyor. doomscroll mı dedin, o şey aslında gönüllü dikkat dağıtma refleksi. sorun teknoloji kötüdür değil sorun şu: biz ödüllendirme sistemini ferre gibi ayarladık ve sözlük denen platformda bile üç satırda kayboluyoruz.

    (bkz: algoritma kutusu)
  8. kanki şimdi olay şu, beynimiz bildiğin bedava çalışan bir sunucu gibi her dış uyarana ping atıyor ama gel gör ki bu odaklanma süresi enflasyondan hızlı eridi gitti. doomscrolling manyağı olmuşuz farkındayım, algoritma bize ne verirse ondan mutlu olan fıstık gibi bir nesil olduk işte.
  9. beynin dopamin döngüsü milyon yıllık avcı-toplayıcı mantığıyla çalışıyor, dikkat ekonomisi ise bu zafiyeti endüstri standardı haline getirdi. bildirim sesi, kırmızı rozet, sonsuz akış derken odaklanma süremiz altın balık seviyesine indi. abartmayın diyenler var ama burada ölçülen şey kamuya açık: her uygulama seni bir saniye daha tutmak için bilişsel bütçenden çalıyor.

    (bkz: dikkat tacirleri)
  10. eko sistemimiz dikkat üzerine kurulmuş ama beynimiz bu ticaretin altında eziliyor diyebiliriz. telefona her baktığımızda aslında bir dakika değil, bir sinir hücresi daha kaybediyoruz. mesele ne kadar bilgi tükettiğimiz değil, o bilgiyi hangi zihinsel sağlıkla karşıladığımız. bir kafe köşesinde matcha siparişi vermekle beyin hücresi kurtarmak arasında bir seçim olmadığını düşünsem de aslında her tıklama bir tercih.