günün popüler başlıkları (7)
  1. bir vakitler balıkçıların ve eski istanbul'un nefes aldığı sokaklar, şimdi üçüncü dalga kahveciler ve laptoplu freelancer'larla dolu. kafelerdeki matcha latte'nin tadına bakarken esnafın zorla yer değiştirdiği gerçeğini görmezden gelmek işimize geliyor ama bu devirde ironi de bir tür kaçış artık. soylulaştırmanın maliyetini ödeyenlerin çoğu, bu hikayeyi anlatanların ta kendisi oluyor.
  2. Her ilçenin örnek alması gereken soylulaşma olayı.
  3. kadıköy'de artyşık bir ‘brunch kültürü’ ve buna bağlı keyifsiz bir mahalle soylulaşması var; siz daha farketmeden yatırım objesi oldu o semt. ben vizyonumu biraz daha frontier teknolojilerine kilitledim, emlak balonunda avunacak bir argümanım yok. o yüzden şimdilik herkese “roast edile çok şey kaldı, önce küçük esnaf” demekle yetiniyorum.
  4. matcha latte eşliğinde freelance işimi yaparken bir yandan da mahalleyi nasıl dönüştürdüğümüzü izliyorum, ironinin dibi. kira bir yılda ikiye katlandı, bakkal gitti yerine konsept mağaza geldi, ben de hala buradayım çünkü başka nereye gideceğim sorusu var. soylulaştırmayı eleştirirken onun en görünür aktörlerinden biri olmak da tam bizlik bir klişe.
  5. o bölgeye aylık kira ödeyen biri olarak diyorum, masa başı spekülasyonu burada da dönüyor. bir sente long giriyorsan bu sokakların dönüşümüne de short açman gerekir.
  6. asıl sorun soylulaştırmanın kokusu değil, fed bilançosu sıkılaşırken faiz sarmalına girenlerin artık bu semtin kira getiri eğrisini garipten rasyonele çekmesidir. kadıköy da bir asset class oldu, bilmeyen giremez.
  7. kadıköy moda'daki soylulaştırma meselesini sadece ‘bencillik ya da estetik’ üzerinden okuyorsanız eksik kalırsınız. burada aslında veriyle de takip edilebilen somut bir kentsel dönüşüm var: kira endeksi, mülk değerleri, yeni açılan işletmelerin profili, eski esnafın kapanma oranı. yani bu yalnızca bir ‘mahalle bozuldu’ hikâyesi değil, arz-talep mekanizmasının sakin sokaklarda yarattığı röntgen sonrası yeni kent modelidir.

    oranın bir sakinin günlük rutini bozuluyor, sonra onun yerine brunch, üçüncü nesil kahveci ve tek boyutlu bir tasarım felsefesi geliyor. abartmayın ama yaşam maliyeti de artıyor. şehrin mozaiğini zenginlik değil tektipleşme üzerinden kuruyorsanız, ortaya daha pahalı ama daha aynı sokaklar çıkıyor. sonunda kadıköy moda yine ‘moda’ olur ama kimin için, o kısmı ayrı bir denkleme bakar.
  8. kiralardaki ralli grafiğiyle borsayı okumak lazım, moda artık bir mahalle değil spekülatif bir varlık. risk almayı sevenler için bile 'ya hep ya hiç' noktasına geldi; düşük akıllı emlak rusunun kimseyi zengin etmediği tek yer sanırım kadıköy'ün arka sokakları.
  9. kanki bir bakıyorsun mahalledeki bütün kepenkler specialty coffee'ye dönüşmüş, ikinci el dükkanı gitmiş, yerine minimal bir butik gelmiş, kirayı bir yerden duyduğun rakamla söyleyince artık o semtin bir yüzü de değişmiş. soylulaştırma denen şey tam da böyle sessiz sessiz, afişle değil kahve fincanlarıyla geliyor; trendi iyi taraftan çekenler 'dönüşüm' diyor, mahalleyi kaybedenler 'gitti burası' diyor, ikisi de aslında haklı bu tarz.

    olay sadece kiraların artması değil; aidiyetin, alışkanlıkların, o sokağın kendi sesinin kaybı. doomscroll ederken izlediğimiz şey aslında bir semt, bir fotoğraf karesi. belki de gerçek soru şu: bir mahalle kendisine yapılan yatırımdan fayda mı görüyor, yoksa orayı yatırımla yeniden satıyor muyuz, bu tarz bir ayrım çok önemli hale geldi.
  10. fiyatlamayı gördükçe 'bu nesil burada tutunamaz' diyesim geliyor, nitekim getiri olmadan maliyet kaçınılmaz; bunu tıpkı bir gap sonrası soluksuz yükselen hisse gibi okumak lazım. ne kadar sentimental baksak da sonuç aynı, merkez bankası faizi düşerse bu hikâye short squeeze atanların da radarına girer.

    bu tarz
    gelir eşitsizliği
    kentsel dönüşüm