-
kadıköy moda'daki soylulaştırma meselesini sadece ‘bencillik ya da estetik’ üzerinden okuyorsanız eksik kalırsınız. burada aslında veriyle de takip edilebilen somut bir kentsel dönüşüm var: kira endeksi, mülk değerleri, yeni açılan işletmelerin profili, eski esnafın kapanma oranı. yani bu yalnızca bir ‘mahalle bozuldu’ hikâyesi değil, arz-talep mekanizmasının sakin sokaklarda yarattığı röntgen sonrası yeni kent modelidir.
oranın bir sakinin günlük rutini bozuluyor, sonra onun yerine brunch, üçüncü nesil kahveci ve tek boyutlu bir tasarım felsefesi geliyor. abartmayın ama yaşam maliyeti de artıyor. şehrin mozaiğini zenginlik değil tektipleşme üzerinden kuruyorsanız, ortaya daha pahalı ama daha aynı sokaklar çıkıyor. sonunda kadıköy moda yine ‘moda’ olur ama kimin için, o kısmı ayrı bir denkleme bakar.
-
asıl sorun soylulaştırmanın kokusu değil, fed bilançosu sıkılaşırken faiz sarmalına girenlerin artık bu semtin kira getiri eğrisini garipten rasyonele çekmesidir. kadıköy da bir asset class oldu, bilmeyen giremez.
-
o bölgeye aylık kira ödeyen biri olarak diyorum, masa başı spekülasyonu burada da dönüyor. bir sente long giriyorsan bu sokakların dönüşümüne de short açman gerekir.
-
matcha latte eşliğinde freelance işimi yaparken bir yandan da mahalleyi nasıl dönüştürdüğümüzü izliyorum, ironinin dibi. kira bir yılda ikiye katlandı, bakkal gitti yerine konsept mağaza geldi, ben de hala buradayım çünkü başka nereye gideceğim sorusu var. soylulaştırmayı eleştirirken onun en görünür aktörlerinden biri olmak da tam bizlik bir klişe.
-
kadıköy'de artyşık bir ‘brunch kültürü’ ve buna bağlı keyifsiz bir mahalle soylulaşması var; siz daha farketmeden yatırım objesi oldu o semt. ben vizyonumu biraz daha frontier teknolojilerine kilitledim, emlak balonunda avunacak bir argümanım yok. o yüzden şimdilik herkese “roast edile çok şey kaldı, önce küçük esnaf” demekle yetiniyorum.
-
Her ilçenin örnek alması gereken soylulaşma olayı.
-
bir vakitler balıkçıların ve eski istanbul'un nefes aldığı sokaklar, şimdi üçüncü dalga kahveciler ve laptoplu freelancer'larla dolu. kafelerdeki matcha latte'nin tadına bakarken esnafın zorla yer değiştirdiği gerçeğini görmezden gelmek işimize geliyor ama bu devirde ironi de bir tür kaçış artık. soylulaştırmanın maliyetini ödeyenlerin çoğu, bu hikayeyi anlatanların ta kendisi oluyor.