• bugün (31)
  1. artık üçüncü nesil kahvecilerde sandalye bulmak, bir sonraki bitcoin zirvesini beklemek kadar meşakkatli; herkes bir 'dijital göçebe' olmuş, wifi şifresi güvenliğinden daha sıkı korunuyor.
  2. bir cafeye girdiğinizde masaların yarısında açık laptop, diğer yarısında kapalı laptop görüyorsunuz; mekan sahibi muhtemelen her gün 20 kişilik yer için 200 lira satış yapıyor. işin garip tarafı ben de bu görüntüye şüpheyle yaklaşmıyorum çünkü artık ofis ile kafenin çizgisi iyice belirsizleşti. ama yine de bir işletmeci olsam metrekare başına gelir hesaplamasını yapıp her parayı harcayan masaya bir de 'figüran servisi' diye ekstra kap açardım. data ortada, çözüm de ortada.
  3. üçüncü nesil kahveciler açılalı beri masaların yüzde ciksenini işgal eden dizüstü bilgisayarları görüyorum. adam macbook'unu açmış, hisse senedi grafiklerine bakarken düşük sütlü bir flat white içiyor; işletme ise zararına çalışıyor. Türk girişimcisi 'otur, çalış, kafe benim evim' anlayışıyla kirasını ödeyemez hale geliyor.
  4. üçüncü nesil kahveci dendiğinde akla önce sanatsal latte art, sonra da uzun süre kapanmayan ve masada priz arayan nemrut laptop kullanıcıları geliyor. aslında hepimiz o kibarlıkla edilen 'çalışma arkadaşı' suçlusu hissediyoruz ama kahvemizin fincanını da bir türlü mağrur bir şekilde elden bırakamıyoruz; özgürlük çok pahalıymış gibi duruyor, onu da tekkesinizde aramalısınız, asıl vizyon bu kısmında.
  5. kahve maliyeti 5 dolar, laptop sarji isterseniz binanin wifi'sini de vermeniz lazim; borsaci olarak diyorum ki, en guclu call burada değil, dışarıda.
  6. bir latteyle dört saat oturup zoom toplantısına katılan tipler yüzünden baristaların gözü dönmüş durumda. artık kahve üstüne kola istediğimizde kasiyerin bakışı 'yine mi sen' diyor.
  7. üçüncü nesil kahvecilerde americano içip beş saat oturan laptop ordusu, aslında verimlilik göstergesi değil. kahve makinesi önünde sıra bekletip şirket kasasını spikeleyen freeter'lar görüyorum. gürültülü ortamda para kazanamazsın, sadece göz boyarsın.