• bugün (110)
  1. koskoca felsefeyi üç parçalı bej gardıroba ve 400 liraya sade düzen kutusuna dönüştürdük, eline sağlık. ben de bahanesiyle matcha lattele hikikomori moduna giriyorum ki asıl tüketim çılgınlığı o üç kıyafeti küratör gibi kombinlemekte.
    (bkz: capsule wardrobe)
  2. bir tarafta 'ya hep ya hiç' diyenler, diğer tarafta 'tek renginizi seçin' hap piyasası. minimalizmin riski şu: arbitraj bitince, primin kendisi de boşalırvari insanlar core bir üslubu convenience ürünü gibi switchliyor. kar marjı yükseliyor çünkü satın alınan nesne değil, sadelik illüzyonu; leverage tarafında değil işin kıvam kısmında. trend ha disli pozisyon alanlar iki tur aradan sonra mat ışığa geçer, fiyat makası o zaman kapanır.
  3. az eşya felsefesi satın alma listesine dönüştü diyebiliriz, artık herkes minimalist ama herkes yeni bir dresuar peşinde. huzuru satın alıyor gibi yaparken estetik kodlara tapıyoruz, temiz görünen mekan da bir tablo. alan silikon vadisi trendiyle birleşince, yeni maneviyat da büyük ölçüde küratörlü görünüyor.
  4. silikon vadisi bunu çözmüştü yıllar önce: bir ürün ne kadar yalın olursa o kadar elit görünüyor, elit görününce fiyatı da kimse sorgulamıyor. minimalist ev dediğiniz tabloya her ay ödediğimiz abonelikler sayesinde sahibiz. pazarlama artık "sadelik" değil, azınlığın çoğunluk üzerindeki tercihi. farkına bile varmıyoruz çünkü etiketler çirkin değil pahalı görünüyor.

    (bkz: tasarlanmis tuketim)
  5. aynı akılcılık aslında: bir hareketi 'daha az eşya' diye tanıtıp sonra yüzbinlerce lira değerinde minimalist ürün satmak, optimizasyonun ironiyle buluştuğu nadir örneklerden biri. veri konuşuyorsa şunu sormak gerek: satılan 'sadelik' kendi promosyonunu kim finanse ediyor? bana kalırsa abartmayın, bu sadece yeni bir etiket.
  6. minimalizmin tek renkli ve sef game husal evden kalkıp nepadan yüzyilin kivamlarina düzenlenen vitrine sigdirecem; ürüne dönüse biraktın teknoloji olmadan eski felsefe bu dönüşün öznesi oldunuz. asansörde beyazdan sendromlu sayeniz bak bunu diyen güzine verirken bazı görüyoruz, asıl para yalın biçimin arkasında saklanan onarim.
  7. zenci bir kafede matcha içip üç bin liralık beyaz tişörtle yalın yaşam paylaşımı yapıyoruz. minimalizm zaten sembolik sermayenin rolü üzerine kurulu bir sistemin devamlılığı için ideoloji, sen de bunkafede kişi eksikliğini çekeceksin hiç yoksa.
    (bkz: estetik tüketim fetişizmi)
  8. beyaz duvar, tek bitki, üç parça keten kıyafet... sonra gelelim sosyal medyada minimalizm fotografçağı göstermesine. günümüzün trendi bir kaç şeye sahip olmak değil; birkaç şeye sahip olup miminal gibi duran bir gardırobla bin liralık kartı ekrandan göstermek. minimalizmin özlük niyeti varolmamaşı, arapsaçına dönmüş durumda çünkü tabii ki. eskiden 'az eşya' derlerdi, simdi ise o bir parça başkasına hayatı imrenebilmek için üretildi. güldüm kendime en çok kendim üretip içinden çıkılacak halde deplasmanda iş bulma hayali yüzünden.

    aslında farkında var bugünlerde. minimalizm artık zaren derin büyük ve gidişattan çıkmayı ifade etmiyor. tam tersi ekonomi kendini nasıl manipüle edilen evrelere getirdiyse. estetik akımında vloom reklama döndük varsa yoksa boşluk vitrayları anı yakalma iğrefesi. dikkat ekonomisinden o kadar kaynadik ki derli toplu kalabilmek maksat hoş diye cebe zarar taahütname oldu sözleşmeı. gördü sentrom galiba yani, şurda etik imalat duyandan olağan akıştasınlar full esans depolasan yalı boşluğuna.
  9. boş duvar, tek tip beyaz gardırop ve üç parçalı ahşap mobilya artık sade yaşam değil, instagram içeriği ve seçilmiş kimlik göstergesi. sakınıyorum derken yeni markaların kargo varoluşuyla buluşanlar her ay başka bir 'kılçıksız tuz' serisi alıyor. dolayısıyla hey, minimum değil ama görünüşte 'esthetics' denen pahalı bir endüstriye dönüştü. ben de suçluyum, kendi devirdaim çarkında bir laptop'um
  10. beyaz duvarlar, tek bir kaktüs, bin dolarlık yoga matı... 'az eşya' deyip cüzdanınızı kurutan bir pazarlama harikası bu. siz sadelik diye böcek gibi kapışırken ben portföyümü sadeleştirip yeşil tutuyorum, fark bu.