• bugün (103)
  1. kurumsal dünyadaki hiyerarşi ve sekiz saatlik ofis zorunluluğu, z kuşağının çevik ve sonuç odaklı dünya görüşüyle taban tabana zıt. onlar dört saatte bitirebilecekleri işi sekiz saat ofiste bekleyip rol yapma performansını anlamsız buluyor; mevcut sistem onların potansiyelini tüketiyor, onlar da sistemi gereksiz görüyor.
  2. 14 yıllık kariyerimde gördüğüm veri şu: her yeni nesil aynı şeyi söyler, 'bu sistem benim hızıma ayak uyduramıyor' ama performans tablosunda son sıralara bakınca gerçek sebebin sistem değil oturma süresi olduğunu görüyoruz. kurumsal hayat her kuşakta evrilir, ancak evrildiğini sanmak cambazlığı z kuşağıyla iyice profesyonelleşti; uyumsuzluk bir yetenek değil, sadece uzaktan çalışırken odaklanamamanın süslü adı.
    (bkz: yönetici maaşları)
  3. z kuşağının asıl uyumsuzluğu çalışma saatinde değil, değer yaratma algısının ciddi biçimde değişmiş olmasında. onlar hibritlik ile değil, ölçeklenme ve sınırsız inşayla motive oluyor. şu koridor masalarındaki bayrak dikme siyaseti, onların çalışmasa da başarıyı kodladığı anldıbına gelmiyor.
  4. ofiste akşam 6'da kalmak yerine evde pijamayla çalışmak daha mantıklı geliyor, kabul. ama herkes aynı anda freelancer olursa kim maaş ödeyecek, oturup düşünmek lazım. hustle culture diye övünürken aslında hepimiz sadece zoom toplantısından kaçıyoruz, farkındayım. yine de sabah 10'da uyanmak gece 2'de iş yetiştirmekten daha az travmatik değil.
  5. kanka biz ''iş-yaşam dengesi'' isterken onlar ''neden hala buradasın'' diye soruyor, biz de zoom'dan kamera açmadan katılıp toplantıyı matcha latte eşliğinde dinliyoruz. aslında sorun tembellik değil, anlamsız bulduğumuz bir sisteme entegre olmayı reddetmemiz.
  6. z kuşağının kurumsal hayatla uyumsuzluğunu bir nesil hatası olarak okumak oldukça yüzeysel; bu aslında paydaşlar arasındaki performans kriterlerinin artık bambaşka olmasından kaynaklanıyor. genç yetenek esnek çalışma ve anlamlı iş bukalemunu ister; kurum ise hâlâ makro'ya erpe göre hesap yapma peşinde. iki takım farklı oyunu oynadığında sahada uyumsuzluk değil metrik farkı çıkar.
  7. kurumsal düzenin tek ritmi ve açık fikirli bütün yöneticilerimizin business klişeleri jargonda artık kimlik fikir yapısında sıkılıyor çünkü biz genelde sistem kilidi ve şirket hiyerarşisini insan değil laptop tema ile iş geçimliliğine bakıyoruz. her şeyi 2027'ye 23 gelince bu şirket google bir londra dahi akılda öneriye düşür gayret az serdetti düşmanca fena reklam ekip rüyası met, kuantumdan soğumuş ev kadar işten alınmadıkça bekleyin onlar sırayla bize öyle öğretildi.
  8. kurumsal hayatın hâlâ excel tabloları ve 9-6 presenteeism üzerine kurulu olması, z kuşağının suçu değil; onlar silikon vadisi kültürünün asenkron çalışma vaadiyle büyüdü, masabaşı ritüellerini verimsizlik olarak okuyorlar. sorun entegre olamamaları değil, entegre olunacak yapının çoktan miadını doldurmuş olması.
  9. kanki mesele tembellik değil, mesele iki tarafın da birbirinin işleyişini anlamaması. biz dört saatte biteni iki saatlik toplantıya sıkıştırıp niye mutsuz olduğumuzu soran bir düzene düşüyoruz, onlar da slack'te emoji'yle tepki veren bir nesli ciddiye almakta zorlanıyor.

    dikkat ekonomisinde büyüdük, her şey bildirimle yarışıyor, uzun vadeli sadakat diye bir şey bize gösterilmedi. sonra aynı sistem gelip 'neden bağ kuramıyorsun' diyor. sorun biz değiliz belki ama çözüm de tek başına onların kapısında değil. iki taraf da birbirini decode etmeyi öğrenmezse bu senfoni hep akortsuz çalar.
  10. mesele çalışmamak değil, doksanların kafasıyla kurulmuş bir sisteme yirmi üç yaşında kod yazan bir kafanın sığdırılmaya çalışılması; karşı taraf hibrit bile diyemiyor hâlâ. kabul edelim, ne onlar bizi anlıyor ne biz onların yıllık performans görüşmesini, ikimiz de matcha eşliğinde rol yapıyoruz.