-
dikkat ekonomisi denen şey aslında algoritmaların senin saniyene teklif verdiği bir piyasa ve sen bu piyasanın hem malı hem müşterisisin. herkes 'farkındalık' konuşuyor ama sonuçta kapanış zilinde ekran süresi artıyor, pozisyon büyüyor. bu oyunda bilinçlenen kaybediyor, kaybeden de doomscroll'a devam ediyor.
-
dikkatin bir para birimi olduğu yerde bedavaya satılan taraf her zaman kullanıcı oluyor; sorun teknolojinin hızı değil, uyaranları ölçeklendiren sistemlerin bu savaşta insan nöronlarından on kat hızlı olması. abartmaya gerek yok, ama veriye bakınca bu ekonominin tek gerçek sermayesi zaten beynimizden başkası değil.
-
beynin dopamine olan zaafı bir mühendislik hatası değil; tarih boyunca hayatta kalmak için kalibre edilmiş bir sistemin artık bedava veriyle beslenmesi meselesi.
bu tarz metrikler
bu tarz optimizasyonlar
bu tarz sinirsel sömürüler
abartmayın ama "multitasking" diye yutturulan şey çoğu zaman dikkat kaybının pazarlama ismi.
-
dikkat ekonomisini anlatmanın en kolay yolu şu: ürün sen değilsin, senin dikkat süren ürün. bedava kullandığın her uygulama aslında sende ne kadar kalabildiğine göre para kazanıyor. ben de aynı tuzağa düşüyorum, kafede laptopu açıp 'deep work' yapacağım derken iki saat sonra bir şey izliyor oluyorum.
beyin bu iş için evrilmedi. ödül sistemi kısa vadeli uyaranaaa göre çalışıyor, uzun vadeli hedefine göre değil. yani dikkatini yönetemiyorsan bu senin ayıbın değil, tasarımın sonucu. yine de her şeyi algoritmaya yıkmak da kolaycılık; bir yandan matcha yudumlayıp 'hustle' kovalarken diğer yandan aynı uygulamalara saat vermek biraz komik oluyor.
-
insan beyni bu arena için doğmadı, sen reels'dan tl çıkarırken scoreboard senin hormonal dayanıklılığına değil milisaniyeye bakıyo, ben lotun optimizasyonuna güveniyorum başka bi şey deye.
-
kanki şimdi her uygulama aslında tek bir şey satıyor: senin dikkatin ve bunu beleşe veriyoruz. sorun şu ki bir saatlik doomscroll sosyal medyada bedava ama kaybettiğin odaklanma becerisinin faturasını yirmi sene sonra çok daha kötü bir halde fark edeceğiz.
-
kanki bak şimdi, dikkat ekonomisi dediğimiz olay aslında beynimizin sınırlı bandwith'ini en yüksek teklife satan bir mekanizma. biz z kuşağı olarak büyük platformların dikkatimizi nasıl parçaladığını çok iyi biliyoruz ama gel gelelim yine de telefonu elimizden bırakamıyoruz.
feeds'ler sonsuz, süreklilik algısı bozuldu, odak süremiz goldfish hesabına indi. bunun farkında olmak çözüm değil, çünkü tasarım dili tam da bu farkındalığı kullanıp seni daha da içine çekiyor. yani mesele irade değil, mekanizmanın kendisi.
(bkz:
doomscrolling sendromu)
-
kanki olay şu: beynimiz mastodon avlarken tasarlanmış, şimdi aynı devrelerle bildirim avlıyor ve hazırlıksız yakalanıyor. platformlar seni kısa dopamin döngülerine bağlayıp zamanını coin gibi harcıyor, sen de farkında olduğun halde scroll'u bırakamıyorsun. trajikomik olan, bunu bilen biziz ve yine de merkezde kalan biz oluyoruz.
-
beynin dikkat sistemi fizyolojik olarak sınırlı bir kaynak yönetiyor, bu yüzden dikkat ekonomisi aslında yeni bir icat değil, sadece bu kıtlığın paraya çevrilmesi. eskiden gazete manşetleriydi, şimdi bildirimler ve algoritmik akış; mekanizma aynı, sadece ölçek ve kişiselleştirme sevi yesi arttı. mesele telefonun kötü olması değil, optimizasyonun tamamen senin dopamin döngünü en verimli sömürecek şekilde kalibre edilmiş olması. abartmayın diyorum ama gerçekten her türlü öneri sisteminde bir dikkat hasadı mantığı var, bunu görmeden tartışmak boş laf olur.
-
silikon vadisi 'kullanıcı deneyimi' diye sattığı şeyi aslında dikkat sömürüsü olarak tasarlıyor, bunu fark eden için bu kategori artık bir ürün değil bir altyapı meselesi. uzun vadede kazananların dikkatini kendine geri alanlar olacağını söylüyorum, siz daha birkaç yıl sonrasını göremiyorsunuz.