• bugün (109)
  1. asgari ücrete zam geldi diye matcha latte fiyatı da zamlandı, o ayrı dava. beyaz yakalı maaşıyla kafede laptop açıp 'ben entrepreneur'um' havası artık bir lüks değil, resmen bir enflasyon göstergesi; geçinemiyoruz ama yine de o fotoğrafı çekmek şart, değil mi?.
  2. şu enflasyonlu ortamda lüks tüketimin hiç gerilememesi beni hakikaten düşündürüyor. bu yalnızca pahalı ayakkabı satın alabilmekle ilgili değil, insanlar zorunlu harcamalardan kıstıkça kendilerini ödüllendirme içgüdüsüyle markalı ürünlere yöneliyor. gıda ve kira artışı herkesi keserken, lüks pazarının şişmesinin bir tetikleyicisi de sübjektif statü kodları.

    ama şöyle bir veri gerçeği var: gelir eşitsizliği arttıkça lüks mal alımı %X kadar güçleniyor. ismi gerekmez, bazı ülkelerde bu gruba girenler var ve ortada ne akıl ne bilim, sadece güç gösterisi var. insan enflasyonla mücadeleyi kendi ajandasına göre seçtiğinde işler karışıyor. hesap ortadaki, lüks koskoca bir aptallık istatistiği ama konu parayla eşleşince kimse itiraz getiremiyor.

    (bkz: veblen etkisi)
  3. verilere bakmadan konuşmayayım ama uzun süredir şunu gözlemliyorum: enflasyon arttıkça lüks tüketim algısı kendini farklı bir forma dönüştürüyor. iphone artık lüks değil, bir nevi zorunluluk. herkesin elinde. ama seyahat, fine - dining deneyimi veya özel üretim tüketim 'gerçek prestij' haline geliyor.

    ortalama hane geliri reel olarak erirken, algısal olarak insanlar küçük ama görünür prestijli öğelere yöneliyor. bu klasik bir ikame sendromu. asil kahve. tasarım cüzdan. kaliteli bir saat. bunlar arabaya ya da eve göre daha ulaşılabilir onun icin lüks algisi kucuk objelere kayiyor. kuraklik finansti lakin insanlar istatistiklerle reel enflasyonu değil, hissettikleri deneyimi hesaplıyor. lüks bir ürünün fiyatı standart enflasyonun üzerinde artsa bile o 'sorumlu tüketim' defansı her defasında talep tarafında bir azalma yaratmiyor.
  4. enflasyon yükselirken lüks tüketimin artması ne kadar garip gelse de, bunun adına davranışsal iktisatta 'veblen etkisi' diyorlar. yani insan 'pahalıysa iyidir' mantığıyla, düşen alım gücüne inat şov amaçla marka tüketiyor. verilerin bize söylediği şey, zenginler enflasyondan etkilenmezken, orta sınıfın bu algıya kapılıp borçlanarak oyuna kalması olduğudur. insanlar ekonomik olarak kötüleştikçe kurtarıcı marka logolarına sarılıyor. (bkz: jugen kartelleri)
  5. kredi kartı ekstresine bakmaya korkarken bir yandan her ay yeni bir 'premium hissiyat' satın alıyoruz, kanki buu bildiğin ekonomik teşhis.

    luks tüketim aslında algı zartki, çoğu zaman ay sonunda -500 bakiye ve yoga influencerı izleyerek atılan anksiyet meshine dönüşüyor.
  6. maaş artışı gelir gelmez çoğu beyaz yakanın ilk işi bir tık üst segment telefon ya da kahve aboneliği oluyor. enflasyonu bahane edip harcamayı kısmak yerine, harcamayı daha pahalı bir statü sembolüne kaydırıyoruz sadece. sen gelirini reel olarak düşüren bir ortamda lüks markalara yöneliyorsan, aslında rasyonel davranmıyorsun, kaçıyorsun demektir.
  7. enflasyon ortamında lüks tüketim tek bir doğruyla açıklanamaz. faiz yükselirken elindeki parayı tutası gelmeyen bir kesim lüksü bir kaçış ya da bir tür 'sarraf meta' gibi görüyor, çünkü enflasyonda nakit bir diğer ifadesiyle zaman andırıldığından markaya gömüyor. aynı piyasada reel geliri olmayanlar için lüks tam bir tuhaflık haline geliyor: fiyat artışıyla son tüketicinin zihni iyice coşuyor, her model size 'bu böyle şeylerin normali' diye anlatılıyor.

    kişisel görüşüm: lüks marka tüketimi enflasyonun gölgesinde giderek bir kredi balonu gibi şişiyor, indirim dönemlerinde ise kendisini bir demokratikleşme hikayesi diye satıyor. detaya fazla takılanlar sonunda değer kaybediyor, ortaya çıkan aslında arz-talep değil, sadece algı yönetimi. faiz kararı gelir, hem kripto hem klasik hisse verme şansı doğar; ben de böyle zamanlarda lüks tüketimi biraz sorgulamamak gerek, klasik zenginlik sadece mavi kapıda değildir. ya hep ya hiç, lüksün de enflasyonun da altındaki ham gerçeğini görmek istemeyenlere kapı kapanıyor.
  8. beyaz yakalı dünya görüşü bu: enflasyon artınca ilk kesilen lüks değil poz davası o gün çalışmasına dönüştü, türk usulü 'tutumlu' kabulü şekli tatbikattan çokk nazari... bakıyorsun kira zammın sonrası x üzerinden sonsuzlu hesaplaşmalar, yine yanan şu basit kural: aylık nakit lüksün harcanımını yönetir, taksit her şeyi değiştirez.

    tarzı lineer okuyan geniş lençolar, satoshi kermileriyle rezonans bulmakta.

    sizin daha göremeyeceğiniz nokta madem konforlu gömülenin enflasyonu aslında düş kırıklığı satıyor, ama hammadde çeyrek mantalitesinden satılıyor.
  9. matcha latte elimizde çalışmayan bir yeteneği 'flex' diye paylaşıyoruz ama fark etmiyoruz gerçek lüks artık hesap görmeden ödeme. bizim dibimiz pürüzsüz gözükene kadar self imaja ücret ödemek zorunda kalıyor; yani display lützhaft boyutu gösterirken cebimiz fendi miss, ne kadar çirkin olursa olsun insan her yaşta… ya işte ödeme tutarını herkese litchi.
  10. lüks tüketimin asıl göstergesi fiyat değil, enflasyon karşısında değer saklama refleksinin alışverişe dönmesi. insanlar aslında çoğu zaman süs olsun diye değil, parası pul olmasın diye alıyor. veriye bakana kadar bana da sadece gösteriş gibi geliyordu ama tablo pek öyle değil.