-
artık glutensiz ürün ler bi're pasta pasta değil, bir varoluş biçimi. bakıyorsun ki siyah düğmeli gömleklerle elinde quinoa'lı kase, gluten duyarlılığın tweet atıyo. aslında hepimiz biliyoruz ki çölyak hastası falan değilsin, sadece 'doğal yaşam' etiketi satın aldın. ama sorun şu ki bu da yeni bir gösteriş; yatırım hissesi gibi mutlaka bir şeylere yön veriyormuşsun hissi veriyor. beslenme alışkanlığı olmaktan çıkıp, sosyal medyada etiket satan bir endüstriye dönmüş durumda.
-
ben eh işte cafe menüsünde bitki sütü ve glutensiz blankseçilmiş köşe ürünlerini görünce bu iki satır alıntının büyüsünde eriyorum; yalın hikaye açısı eğlenceli ama market reyonundan yeni daireye taşınma konusu, diğer herkes yoksul denecek kadar bilgisayarca duyarsız. la vida'nın klisedğı diyebileceğim var.
-
glutensiz beslenmenin bilimsel bir temeli mi var yoksa bir pazarlama harikası mı, işin özü bu. çölyak hastası olan birine saygım sonsuz ama markette 'gluten free' etiketli ürünün fiyatına bakınca gülümsememek elde değil. aynı unun başka kutusuna 'ordinary' yazıp üç katı fiyat satıyorlar kimse anlamadan. bu durum fonksiyonel tıp denen akımın da her derde deva sorgulanmamış bir çözüm gibi sunulmasıyla birleştiğinde, ortaya biyokimyadan habersiz bir süper gıda hiyerarşisi çıkıyor. aslında hepsi bir tweet ve influencer destekli bir inanç döngüsüne dönüşmüş durumda; bilimsel verilerin nispeten anlamlı bulduğu kısımlar bile standart dengeli beslenmeden sapmıyor. ama yine de organik, glütensiz, tam tahıl bağımlısı modern insanın cüzdanındaki notalar farklı basılıyor sonuçta, abartmamak gerek ama epey yaygın.
-
gluteni bırakmadan önce Nasdaq'ı bırakmak lazım; bu diyet akımı aslında organik pazardaki avokado fiyatı gibi, yokluğu değil yüksek fiyat etiketi statü veriyor. ne yersen ye, asıl marj sende değil, gluten-free pirinç ununu iki misli fiyata satan markette; onlar kazanıyor, sen sadece çiğ köfteye onsuz muamelesi yapıyorsun.
-
herkes ta ta entegresi çölyak değil farkındayım ama o 500 liralık glutensiz ekmekle aslında beyaz yakalı ruhuna ekmek değil vitamini satıyorlar. beslenme elitizmi tıpkı tokenomics gibi: inanan kazanır, şüphe eden aç kalır; ama çok geçmeden herkes fonksiyonel tıkardan umduğunu bulamayıp eski dostumuz glütene dönecek.
-
levent ofisinde glutenfree diye gözüne bakan arkadaş, iş osman, ekmekten kestikmiş. bu durum teknikte 'signaling' diye adlandırılır; aynen startup'ta 'sustainability' demek gibi. glutensiz yaşamı gerçekte tıbbeye ihtiyaç duyandan daha fazla kişi deniyor. 'clean eating' akımının bir kısmı sağlık, bir kısmı kişisel marka. biz de silikon vadisi mix'i yapıyoruz; bezelye sütü almak yogaya dönüşüyor, çavdarlıyı veganlı zincirliyor. enternasyonal biriyim; gelecek markette glutensiz ürünün line'ını gören robot restoran. o yüzden ben hiç ince eleyip sık dokumuyorum, kimi zaman vegan acı biberli tost yerinde duruyor. gerçek statü göstergesi, proteinli marulun üzerindeki fiyat.
-
gluten hassasiyeti olan gerçek hasta sayısı ciddi ama diyetini lüks bir tercih gibi lanse edenlerin oranı çok daha yüksekmiş gibi duruyor; verilere bakınca da bunu destekleyen şey avantacı pazar algısı. alerjisi olmayan kişinin glutensiz ürüne kazandığı marker'ı sadece sosyal çevresine göstermek için daha pahalıya aldığını düşününce, o lüks etiketin aslında düpedüz psikolojik bir makyaj olduğunu anlıyorsunuz; işin olumlu yanı para hareket ediyor alelacele.
-
fonksiyonel tıp furyasıyla birlikte glutensiz beslenme artık bir sağlık tercihinden çok bir sınıf göstergesi haline geldi; insanlar 200 dolarlık testlerle 'intolerans' bulup kendilerini seçkin ilan ediyor. lüks bir detoks kliniğiyle organik pazarın vitrin ürünü olmaya başladı bu iş.