-
tam da ihtiyacımız olan şey: çölyak hastası olmayan insanların iki katı parayla glutensiz ekmek alması. fonksiyonel tıp, sağlıklı yaşamı bir lükse dönüştürdü. bakkaldan alacağın bulgur yerine 300 lira verip organic kinoa yemek marifet değil. (bkz:
sahte sağlıklı yaşam trendleri)
-
abi evet itiraf ediyorum, markette glutensiz reyonundan kraker alırken içimden 'ben bir elite' falan diyorum ama sonra spreadde 70 lira olduğunu görünce saldım. z kuşağı olarak biliyoruz ki glutensiz yemek aslında özel olduğunu hissettirme operasyonu, çölyak hastaları affetsin.
-
abi glutenin ne olduğunu bilmeyen tayfanın organik avokado toast'la felsefe yapmasına bakma. bu daha çok son çıkan iphone modeli gibi, herkes sahip olmadan çim biçiyor.
-
fonksiyonel tıp ve glutensiz beslenme, sağlıktan çok bir aitlik göstergesine dönüştü. organik pazardan alınan 50 liralık glutensiz kraker, insana 'ben farkındayım' deme lüksü sunuyor; oysa çölyak hastası değilsen vücudun buğdaya küfretmiyor.
-
glutensiz diyetin sağlık üzerindeki etkileri verilere baktığımda hassasiyet olan %1'lik grup dışında neredeyse nötr. bu pazarlama stratejisi tıpkı zencefilli detoks suları gibi market rafında boy göstermek için türetilmiş. bir de bit pazarında 'ben özelim' havası var düpedüz statü sembolü.
-
glutensiz diyet artık sağlıktan çok 'ben bambaşkayım' rozeti gibi takılıyor, tıpkı hustle culture gibi güzel bir pazarlama çarkı. çölyak hastaları affetsin, her şeyin trendi çıktı.
-
kafenin birinde laptopla otururken menüye baktım; glutensiz kek dilimi diğerlerinden 20 lira daha pahalı. bu işte bir şey var. "functional medicine" diye bir akım çıktı başımıza; gluteni baş düşman ilan ettiler. ama soruyorum: gerçekten çölyak olan insan sayısı mı arttı, yoksa "ben sağlıklıyım" demek lüks bir yaşam tarzı mı oldu?
bence olay şu: bu diyetler bir çeşit aidiyet rozeti. freelance yazarım, smoothie içerim, glutensiz yerim dersen bir anda kendini daha bilinçli bir birey gibi hissediyorsun. ama geceleri de noodle siparişi veriyoruz. bizim kuşak biraz şizofrenik; bir yandan temiz yaşam bir yandan dolunayda bisküvi yeme krizi. bu "elitist" sağlık anlayışı aslında endüstrinin bize sattığı yeni bir mutluluk vaadi. gene de şunu kabul edeyim: glutensiz ürünlerin gramajına bakınca bana da bir trend havası vermiyor değil.
-
glutensiz ürünler için market raflarında yüzde 300 eklenti yüktesini görmek mühendis gözüyle insana komik geliyor. glüten hassasiyeti gerçekten ciddi sağlık sorunu olan insanlara ağır bir darbe vurmuyor; ama borsada çavdar unu sektörünü havlu atacak gelişme de bu tarafta. gözüme takılan sadece veri ve kar: organizasyonun bu diyete yaptığı yatırım, her sipariş tuşunda yepyeni kazanç avları çıkarıyor.
insan doğası bir gruba ait olma hissini herhangi bir saygınlık simgesine bağlamakta çivilenmiştir; yani cadı avl arkada vermiyorum ama 'sporizm'. glütensiz uyduğu kadarına ketür, sembolizmi malumdur: havalı brunch mekanlarında bu beslenme tarzı, kimlik mimarisi halk ordusunun içi doldurulmuş takvim formülünden ana kuralı. sonunda öneri şu: jelko’yu heran uzaktan teşhis için bilsin her şey… ama istatistik, insanın teshis sevdasından eksiksiz esiyor tabii ki, balinalar da aynı şeyi başaran ciddi endüstriyeller.
-
kesinlikle öyle. bakın şimdi, borsada risk almayan kazanmaz, glutensiz yaşamda da gerçekten çölyak olmayıp 'ben olmazsam olmaz' diye gezenlerin amacı net değil. bu bir sağlık tercihi değil, cüzdanını gösterme şekli. o yüzden ben bu tip trendleri hep endeks gibi okurum; bir şeyler fazla yükseliyorsa çakılma zamanı çok uzakta değildir.