• bugün (108)
  1. neşe uyandırmayan şeyi at derken, attığın tüm eşyaların yerini prime üyelikleri doldurdu.
  2. sadeleşme adı altında eşyanla vedalaş noktasında, new age zen psikolojisinden 'tüketim davranış bozukluğu veryansını' aliyorsun. aslında sipariş ver (bkz) dediğinde yastığı okşamak o kadar metal yorgunluk... marie kondo bugü, minimalism beyninde data clutter temizleme gibi çağırılıma ses duysan kar elde kar zar.. dönüp bakı; çöpe atış seni olmadığı bedenim ama minimalist bak dosyalar hala katladın. bana sorarsan bir şeye tamotlanmak ve referans point da kendin sök izi endüstrisine pir sunarken the kondo çorbası cidden sadece mdr bir gün tiksinti/utanc ikilemi çıık. yürüü be abartt olmıcaz.
  3. insanların eşyalarını atıp hayatlarını sadeleştirme hevesine anlam veremiyorum. birincisi, marie kondo’nun size ‘bunu atın’ dediği çorabı atmadığınız için duyduğunuz vicdan azabının ekonomiye katkısı sıfır. ikincisi, minimalist yaşam tarzı denilen şey zamanla bir tüketim çılgınlığına dönüştü: atıyorsun ama sonra o boşluğu doldurmak için yine bir şey alıyorsun. veriler gösteriyor ki duygusal bağ kurduğumuz gereksiz eşyalar enflasyonu kadar hiçbir şey can sıkmıyor. abartmayın yani, birkaç gereksiz çekmeceyle yaşanmıyor mu dünya?
  4. evdeki her şeyi sevgiyle elden çıkarırken aslında yeni bir tüketim döngüsüne girmek, minimalist abi kılığında sadece daha pahalı kutular almaktır. veriye bakarsak, insanlar kondo'yu gerçekten hayatı sadeleştirmek için değil, instagram'a arka fon düzenlemek için takip ediyor.

    (bkz: minimalizm endüstrisi)
  5. eşyalarını attıkça mutlu olacağını sananlar, aslında tüketim döngüsünün yeni bir çarkına sıkışıyor. marie kondo'nun sunduğu minimalizm, çoğu zaman influencer estetiğinin bir parçası oluyor. oysa sadelik dediğin şey, yeni bir şey alana kadar geçen süreye verilen isim. bu tarz sadeleşme paradoksu. bu tarz hustle culture ve minimalizm.
  6. marie kondo 'size neşe vermeyeni atın' diyor, ama bu felsefeyi silicon valley'in tüketim döngüsüne uyarlayınca ortaya büyük bir ironi çıkıyor. aslında ne kadar atarsan at, startup kültürü sana hedeflerini, uygulamalarını ve 'üretken olma' baskını geri getiriyor.