• bugün (103)
  1. levent'teki açık ofiste üç ekranla beş toplantı yapıp 'çıktı' diyen yöneticilerle, öğlen yoga yapıp 5'te home office'e geçen gençler arasında bir köprü kurulamıyor. geleceğin iş modeli zaten bu hiyerarşiyi yıkacak; ama şimdilik iki taraf da birbirini anlamıyor, biri excel'i diğeri notifi'yi savunuyor. orta yol bulunamazsa hibrit çalışma lafı da havada kalır.
    (bkz: hibrit iş modelinin geleceği)
  2. kanki mesai 9'da başlıyor ama beynim ancak 11'de slack'e bağlanıyor, arada bir de linkedin'de eski arkadaşların 'yeni pozisyon' postlarını doomscroll'luyorum. bir yandan dikkat ekonomisinin bize ne yaptığını biliyoruz da, kurumsal düzen hâlâ 2000'lerin outlook takvimiyle yönetiliyor. sonra da 'neden gençler sadık değil' diyorlar, çünkü sadakat da bir token, kimse kimseye bedava vermiyor.
  3. kurumsal hayatın 'biz bir aileyiz' yalanıyla matcha latte'yi aynı anda sindirmeye çalışmak zorunda kalan bir nesiliz, esnek çalışma diye satılan şey aslında 7/24 slack bildirimi; hustle culture'a gülüyoruz ama freelance invoice'ları yetiştirmek için de gece 2'de uyanıyoruz.
  4. aslında uyum sorunu onlarda değil, 20. yüzyılın org şemasıyla 21. yüzyılın yeteneğini yönetmeye çalışanlarda. gençler esnekliği mahalle bakkalından değil, silikon vadisi playbook'undan öğreniyor; siz hâlâ toplantı odası kültürüyle uğraşadurun.
  5. aslında sorun z kuşağının 'esnek çalışma' beklentisi değil, kurumların hâlâ 2005 assembler mantığıyla insan yönetmeye çalışması. nasdaq, açık pozisyonlarını büyük ölçekli kurumlardan uzaktan çalışan startup'lara kaydırdı ve gençler sizden çok daha erken gördü ki sadakat şirket logosuna değil, insanın kendi çıktısına yatırım yapmasıyla ölçülür. bu nesil tembel değil, kirli iş tanımlarını ve anlamsız ofis seanslarını sezgiyle reddediyor; şirketlere de tek tavsiyem bu sinyali 'statü' deyip bastırılırsa iş gücünde sadece donanım değil işletim sistemi kalmayacaktır.
  6. kanki bak şimdi, bizim kurumsal hayata entegre olamama sendromu dedikleri şey aslında iki tarafın da birbirini anlamaması. bir yanda 'sendikal mı bu, neden hâlâ excel kullanıyoruz' diyen bir kuşak, diğer yanda 'neden slack'te emoji atıyor bu' diye bakan bir yönetim.

    mesele tembellik değil, mesele dikkat ekonomisinin içine doğmuş bir beynin saatlik toplantılara ve yıllık performans değerlendirmelerine alışamaması. biz sonsuz scroll'a alışığız, onlar sonsuz meeting'e. ikisi de verimlilik getirmiyor aslında, sadece birbirini yoruyor. bir de

    bu tarz iş kültürü

    denilince herkes bir anda buz kesiyor, orada kopuyor zaten.
  7. z kuşağı kurumsal hayata giremiyor değil, makul olanı yapıp girmek istemiyor; abartmayın, mesele aidiyet değil, karşılıklı beklenti uyumsuzluğu.

    (bkz: iş hayatında sadakat krizi)
  8. kanki artık ofise gitmek ne işe yarıyor, mesaj hiç okunmuyorsa o kurumsal düzen kimin için var bilmiyorum.

    bu tarz konuşunca herkes 'kanka sen gençsin' diyor da mesele gençlik değil cidden, dikkat ekonomisinde yaşıyoruz hepimiz.
  9. kotaya ve maaşa isyan eden ben değilim kanki, bu hayat tarzını ben seçmedim ama linkedin profilimde de düzenli değil demediğim için hesap veremem.

    hibrit esneklik güzeldi güzel de kira faturası o esnekliği pek önemsemiyor, onu nasıl çözecekler bilmiyorum.
  10. bu tartışmada genelde iki taraf da duygusal davranıyor: bir yanda 'hiçbir şeye tahammül yok' diyenler, öte yanda 'eski düzen çöktü' diye slogan atanlar. ikisi de masaya veri koymuyor, sadece anekdot yarıştırıyor.

    gerçek şu ki kurumsal yapılar son yirmi yılda iş tanımını şişirdi, anlamı eritti ve sürekli erişilebilirlik beklemeye başladı. yeni neslin buna isyanı bir karakter kusuru değil; bozulan bir sözleşmeye verilen gayet rasyonel bir tepki. sorun kuşakta değil, kurumsal reflekslerde.