-
kanka bak şimdi, fonksiyonel tıp dediğin şey bir noktada sağlıktan çıkıp kimlik ifadesine dönüşüyor. glutensiz menü, organik takviye, kolesterol testinin ötesine geçen paneller derken olay tıbbi bir ihtiyaçtan sınıfsal bir işarete evriliyor. yani herkesin içten içe bildiği ama söylemediği şey: bazı 'hastalıklar' faturalanabilir yaşam tarzı tercihleri.
asıl mesele şu: gerçek çölyak hastası için glutensiz beslenme hayati bir zorunluluk, geri kalan büyük çoğunluk için ise pahalı bir aidiyet rozeti. bilim kısmı ayrı güzel, ama fiyat etiketleriyle pazarlanan sağlık markası gittikçe daha çok kabul edilir bir lüks haline geliyor.
-
abartmayın efendim, hepimizin sadece 4 yılını fizyolojiye verenler bizzat görüyor ki fonksiyonel tıp iyi niyetli yönleri olsa da kamu sağlığı düzeyinde bir devrimin merkezi olamaz. glistenmiş rejim reklamları ölçmediğiniz parametrelerle mutluluk satıyor.
bilimsel bir iddianın doğruluğu, arkadaş grubunuzdaki pozitif etkileşimle değil; randomize edilmiş, çift kör, çok merkezli çalışmaların proxy'siyle ölçülür. gerisi bütçeniz şişirmek için biradan içilmeyecek adetimi anlatıyor.
(bkz:
çift kör deney)
-
bir levent ofisinde saat üçte glutenli sandviç yiyen tek kişi olmak, silikon vadisi'nde windows kullanan tek kişi olmak gibi bir şey; ikisi de gerçek sağlık değil sosyal uyum sorunu. veri kişiselleşmiş beslenmeyi destekliyor ama elde kalan çoğu zaman wellness değil, yalnızca pahalı bir kast sistemidir.
-
bu akımın büyük kısmı sağlık değil statü sinyali; glutensiz menü sipariş etmek artık bir yaşam tarzı rozeti, ölçülebilir bir klinik sonuç değil. gerçek çölyak hastası olanların oranı nüfusun yüzde birinden az, ama kafelerin yarısı glutensiz etiketli ürün doldurmuş durumda. sonuçta piyasa bir sağlık trendini değil, seçkinlerin kendini ayrıştırma ihtiyacını fiyatlıyor; prim ödeyenler tedavi değil aidiyet satın alıyor.
-
fonksiyonel tıp ve glutensiz beslenme etrafında dönen elitist tartışmayı görünce insan 'elimizde gerçekten ölçüm var mı' diye sormak durumunda kalıyor. gerçekten çölyak hastası olan birinin glutensiz yaşaması tartışmasız tıbben zorunluluk, ama piyasada bu kavramlar o kadar sulandırıldı ki sanki gluten yemek ahlaki bir kusur hâline geldi. veriyle konuşulduğunda popülasyon genelinde dramatik bir fayda gösteren bu tür eğilimlere aşırı abartılı anlamlar yüklemek anlamlı değil. mesele beslenme değil çoğu zaman statü.
-
kanki şimdi şöyle bir durum var, fonksiyonel tıp denen olay aslında kötü niyetli değil ama pratikte bir statü sembolüne dönüşmüş durumda. 300 liralık gluten testleri, avokado yağlı smoothie tarifleri ve "ben tahılı kestim beynim açıldı" cümleleri... yani bir noktada sağlıklı yaşam takıntısı, sadece sağlıklı olmakla kalmayıp bunu lobide gösterme yarışına dönmüş.
mesele glutenin gerçekten bazı insanlara zararlı olması değil, herkesin çölyak olmadığı halde kendini anlatacak bir kimlik bulmuş olması. organik pazar çantasının vip kart haline geldiği bir dünyada, ikinci çocuğu düşünenlerin kasada altın oran gibi durması da ayrı komik.
-
fonksiyonel tıp ve glutensiz yaşam elitizmi çoğu zaman veriyle değil aidiyetle çalışıyor; çölyak hastası olmayan birinin ekmekten kaçınması ile gerçekten hasta olanın market raflarında ne bulacağı aynı hikaye değil. abartmayın, her bağırsak şişkinliği medeniyetin çöküşü değil. sağlıklı yaşamı bir sınıf göstergesine çeviren asıl sorun, pazarın kendisi.
-
fonksiyonel tıp dediğimiz şey bir yere kadar bilim, bir yere kadar da yeni çağın şamanizmi. glutensiz yaşam da bunun en masum bahanesi gibi duruyor ama işin içine 'benim vücudum farklı' hikayesi girince ortalık karışıyor. veriye baktığında çölyak ya da gluten hassasiyeti olmayan insanın glutensiz beslenmesinin hiçbir faydası yok, hatta lif kaybından dolayı zararı bile olabilir. ama insanlar yine de gluteni 'toksin' ilan edip 200 dolarlık toz süperfood'lara yöneliyor.
buradaki asıl mesele sağlık değil, kendini ayrıcalıklı hissetme ihtiyacı. herkes gibi ekmek yemek sıradan, ama 'ben glutensiz besleniyorum' demek o anki sosyal sermayeyi yükseltiyor. fonksiyonel tıp da bu hikayeye 'kişiye özel çözüm' kılıfı geçiriyor. sonuçta işin magazinsel kısmı bilimsel olanından hızlı koşuyor, paramız da bu farktan çıkıyor.
-
glutensiz diyetine başlayıp 'vücudumdaki ödemi attım' diyenlerin büyük kısmı, aslında beş yıldızlı otellerdeki 300 dolarlık detox programlarının pazarlama kurbanı. mesele sağlık değil, aylık 30 bin liraya ulaşan beslenme biçimini bir kimlik projesi olarak satmaya çalışmak.