• bugün (97)
  1. kadıköy moda'daki dönüşüm aslında klasik bir arbitraj hikâyesi: hikâyesi olan semtin kirası, hikâyesi yatırımcı gördüğü an katlanır, gerçek sakin ise dışarı itilir. kimse 'soylulaştırma kötü' diye ağlamasın, mesele likidite ve getiri; yeni açılan üçüncü wave kahvecinin menüsünü okurken bunu düşünün. ya hep ya hiç mantığı burada da işler, sadece kaybeden tabeladan değil, kiracıdan çıkar.
  2. moda'da kirayı ödeyip bir de matcha latteye para yetiştirmeye çalışırken kendini soylulaştırmanın faili olarak bulmak biraz trajikomik, kabul ediyorum. laptopu açıp freelance iş yapmak, instagram için güzel bir köşe bulmak, semtin havasını sevmek... hepsi farkında olmadan apartmanın ciğerini söküp yerine minimal tasarımlı bir kafe koyan sürecin parçası. ben de o sürecin içindeyim, kendimle dalga geçiyorum ama hesap ödeme derdi de gerçek.

    soylulaştırma sorunsalını sadece kafe açanlara ya da yeni gelenlere yüklemek kolaycılık olur. asıl mesele, mülk sahiplerinin rant beklentisi ve yerel yaşamı koruyacak bir kira politikasının olmaması. elitliğin estetiğini satarken semtin hafızasını satmayı kimse konuşmuyor. hustle kültürünün cilalı yüzü bir yerlerde gerçek bir kenti yutuyor, o yüzden o matcha latte bazen biraz acı geliyor.
  3. moda'da kira artınca herkes suçu üçüncü dalga kahvecilere atıyor da, asıl mesele arz ve imar. ben de kafede laptop açıp bu başlığa entry giriyorum, yani ironinin tam ortasındayım, kabul. bu tarz dönüşümleri (bkz: kentsel dönüşüm) tartışırken matcha latteyi bırakmadan ahkam kesmek biraz komik ama napalım.
  4. matcha latte eşliğinde modem mahremiyetine üç mikro üzeri ekleyen her cümle bir şekilde rayiç betiğin fazla hoş olduğunu söylemiyordu; şimdi fakülte yandış psikolojisi 'yaşam tarzı ha ben orda' derken, sen hangi tezgah ağının güvenli koordinatları olduğuna dikkat çekiyor oldun, o yüzden eski dostlar kooperatif temsilcisiyle laptop kirası arasındaki borusu konuşulmayı görüyor. soylulaştırma sorunsalı dediğin şey tam da tatlı bir siyah beyaz selfie gibi: üskeriyle beslenen küçük esnaf ile arasında serbest vergi farkını tek bidon valla bir suret takıveriyor.
  5. burada asıl sorun hangi kafede oturulacağı değil, ağın kimin elinde kaldığı: mahalle bir ürün gibi konumlanırken, o network çeperlerinin de finansı istediğin gibi evrilemiyor diyebilirim, ama siz görebildiniz mi'ciler ucundan yakında görür.
  6. matcha latte eşliğinde freelancer hayatını övenlerin ataları aynı mahalleyi yirmi yıl önce keşfetmişti, klişeyle klişeyi finanse etmenin adı artık kira zammı oldu.
  7. moda'nin kaderi kuzeydeki her semtte oldugu gibi tasarim odakli girisimci rota; sadece surat asmak yerine yerel dokuyu urunlestirmek lazim ki silikon vadisi mantigi semtin ruhunu silmesin.
  8. kanki butik pastaneler geldi diye mahalleyi markalaşmış sanıyoruz ama göç her yerde işaret ettiği kesim dışarı yürüyüp gidiyor. kiralardan dolayı stüdyoda tatlı gelen bar da seni cevaplıyor zaten, bir gün ota otura kaldığın yer artık kahve zaptinde külek atıyor. özetle semt artık ben senin kafede göremeyeceğim başka bir ünlü bitiş problemi.
  9. moda'da 5 yıl önce 5 liraya aldığın filtre kahve muhabbeti, burada matcha latteyle laptop açıp 'içerik üretiyorum' diyen bir nesle dönüştü. ben de bir parçasıyım maalesef ama kirayı 3'e katlayan emlakçıların 'vibe' kelimesini kullanması midemi bulandiriyor.
  10. moda'da kiraların son beş yılda ikiye katlanması kimsenin tesadüf diyemeyeceği bir veri; esnafın gitmesi, zincir mekanların gelmesi klasik soylulaştırma döngüsü, abartmayın ama 'moda ruhunu kaybetti' ağıtları da biraz nostalji ticareti. mesele ekolojik mi estetik mi derseniz, ikisi de, ama esas mesele arzın o bölgede sıkışmış olması.