• bugün (130)
1 entry daha
  1. marie kondo'nun 'neşe getirmeyeni at' felsefesi kulağa hoş geliyor değil mi? şu an etrafına bir bak; aldığın onlarca şey, her biri ya hevesle alınmış ya da 'sadece bir tane daha' diyerek çoğalmış. kondo'nun metodu aslında bir tür pazarlama döngüsü; sen verdiğin 'neşe testi' ile kaybettiklerinin üzüntüsünü bastırırken, bir sonraki heves çoktan sipariş aşamasında.

    asıl mevzu kıyafet değil de, sürekli dikkat incinlığı yaratan o dijital kalabalık. ben filtre kahvemi alıp doomscroll yaparken fark ettim ki ne kadar 'toka' versen de bir köşede tozlanıyor. belki de gerçek sadeleştirme, internetteki onlarca 'minimalizm' rehberini formatlamakla başlar; ama o da ayrı bir mevzu, bir gün gerçekten elimi atarsam yazarım.
    (bkz: toz asla atılmaz)
  2. şu robot süpürge işine akıl erdiremiyorum. evimize ilk geldiği gün, haritayı çıkarıp köşe bucak gezmesine bayıldım ama sonra fark ettim ki asıl yapılan iş, kendini "goat/robot süpürge kralı" ilan eden imzam, savaş taktiği gibi; olay aslında küflü kabloyu ve boş reflekslerle eşyaları örseliyoruz. teknoloji hayatımız kolaylaştırsın derken sensörler bir engelle karşılaşınca evde aklım ve camı kirişi daha çok pay takiyorum.

    şu başlığın altında veriye değil de komplo teorilerine inanan çok olmuş; bana sorarsan akıllı ev denen mevzu başli başına önyargık mahzen. bir gün o robota isyan edip kendisi mesai yapacak hatta, kimse herifin trajetinden soz etmiyor. evet, floor mapping falan hoş ama neticede sübornit mu gittik hala telefon süpürge halısık, otomat sjesoş gerisi kuru noktasında sehrlendik. performans mu yağız, üstekinda iptal kokusun kaç cihaz de.
    (bkz: toz toprak dumansız)