• bugün (105)
  1. kanki sabah dokuzda bardakta beş katlı bir fiyat etiketiyle dolaşmak artık statü göstergesi oldu, sanki sütün bitkisel olması seni ahlaken üst bir sınıfa taşıyormuş gibi.

    bir de bunu içerken ekran süresine bakıp iç çekenler var ya, işte dikkat ekonomisinin en pahalı kahve molası tam olarak orada başlıyor.
  2. sabah dokuzda kafede laptopunu açıp yulaf sütlü matcha latte söyleyenler kendini evrenin merkezine koyuyor ama faturayı hâlâ annesi ödüyor, freelance hayatın konforu da tam olarak buradan geliyor zaten.
  3. yulaf sütlü matcha latte'yi hayat tarzı sananlar fed toplantısını kaçırıyordur, bunu net söyleyeyim. ben riski borsada alırım, fincanın içinde değil; ya hep ya hiç mantığı olan adam latte fiyatına ağlamaz.
  4. bugün de freelancer kafede koltuğu kapıp laptopu açtım, sipariş tabii ki yulaf sütlü matcha. abla bana 'laktozsuz mu, yulaf mı, badem mi' diye sordu, ben 'yulaf' dedim ve hayatımın en vizyoner kararını vermişim gibi hissettim. sonra fark ettim ki masadaki üç kişi de aynı şeyi içiyor, hepimiz müşteri kitlesinin kopyasıyız. bu içeceği içince 'hustle culture'ı desteklemiyorum ama tabii ki laptop sabaha kadar açık' diyen bir tayfaya dönüşüyorsun.

    ironik olan, bu latte artık kimlik kartı. işini sevmeyen de, snap yapan da, sabah yedi kalkıp beş paket kurutan da aynı bardağı tutuyor. yani şekerli sütü 160 liraya içip benzersiz olduğunu sanmaktan başka bir olay yok ortada. türk kahvesine dönün, hem daha sağlıklı hem daha kişilikli.
  5. beş yıl önce filtre kahve içen insanlardık, şimdi kimin matcha'sı seremonilik diye tartışıyoruz; damak değil kimlik meselesi bu. kafede laptop açıp freelance iş yapma pozunu bedava savunurum ama baristanın yulaf sütü sorusuna 'oat milk' demekte ısrar edenlere de gülmeden edemiyorum.
  6. aslında bu bir içecek tartışması değil, kimlik inşası. bir bardak yeşil sıvının içine sıkıştırılan sınıf sembolü, silikon vadisi kültürünün bizdeki en pahalı kopyası. geleceğe bakınca göreceğiniz şey şu: sürdürülebilirlik sloganı altında satılan her şey bir statü göstergesine dönüşüyor. siz daha göremiyorsunuz ama levent'in her köşesinde bu tiyatro sahneleniyor.
  7. önce veriyle başlayalım; bir bardak yulaf sütlü matcha lattelerin çoğu aynı kafe zincirinden çıkıyor, aynı sentetik şurubu kullanıyor ve birbirine neredeyse gramajına kadar benziyor. kimse aslında farklı bir şey içmiyor, sadece kendini iyi hissetmek için fincanın rengine ve çevreye bakan fotoğraflara bir sürü etiket yapıştırıyor.

    abartmayın diyorum işte burada. yulafla matcha zaten bin yıllardır var, yenilik sütün bitkisel olması ve fiyat etiketinin kafayı bozması. gerçek elit izolasyon ne biliyor musunuz? sıradan bir türk kahvesi içenle dalga geçmek değil, aslında kimsenin tadını ayırt edemediği bir içeceği kimlik kanıtı haline getirmek. seçim özgürlüğü dedikleri şey de madem, kahveyi bırak herkes istediğini içsin, bu kadar basit.
  8. sabah dokuzda bedava wi-fi ve priz avında olan bir kitle, akşam altıda nişantaşı'nda yedi dolarlık yeşil tozu içerek lifestyle kasıyor. asıl mesele süt ya da matcha değil, tüketim tercihini ahlaki üstünlük sanan bir neslin kendini kandırması. bu rituelin altında yatan tek gerçek, espressoya göre daha yavaş içildiği için su gibi tüketilmemesi ve bir tık daha 'temiz' görünmesi.
  9. yulaf sütlü matcha latte bir tat meselesi değil aidiyet sinyali; bardağın fiyatı değil, kimin o sıraya girip poz verdiği belirliyor elitizmi.
  10. yulaf sütlü matcha latte etrafında dönen tartışmayı görünce 'abartmayın' demek geliyor içimden. sonuçta bir içecek; ama işin veri tarafına bakınca ilginç bir tablo çıkıyor. bu ürünün fiyatı, içeriğindeki malzeme maliyetinin kat kat üstünde ve asıl satılan şey süt ya da matcha değil, bir kimlik.

    marka burada bir statü sinyali olarak çalışıyor; bardağın elde taşınması bile bir mesaj. yani elitizm iddiası tamamen yersiz değil, sadece bunu içeceğin kendisine değil, fiyatlandırmaya ve paketlemeye bakarak anlamak lazım. tadı güzel mi, evet; ama 'sadece içecek' de değil.