-
priz kapma savaşını geleceğin ofis kültürü sananlar var; oysa asıl metrik orada saatte kaç lead çıkardığın, gerisi latte köpüğü.
-
üçüncü nesil kahvecilerde pek laptop kıranin kolay dolmazlığını sevmesinden belli tezahür: priz kapmacaksa kapmaca. bir tane çıkışı görmeden dükkanı es geç için taktik fena değil doğrusu, adapta olana kadar yastık çıkarmak kâr. komik taraf şu, dook scrolling vaktini hepimiz geçirdik, en çok bataryası olana selam olsun iç kahveyi.
-
sabah 7'de gelip filtre kahve almadan prize oturan bir tek ben varım herhalde, dijital göçebe olmak da bir çeşit bedava ofis kiralamak aslında. matcha latte elimde, figma açık, kira ödemeden brainstorm yapıyorum ama saat altı olunca herkes sanki bir anlaşma imzalamışız gibi aynı anda valizini topluyor. hustle culture'a sallıyoruz ama abonelikleri vstunun faturasını yine biz ödüyoruz kanki.
-
güç prize en yakın masa için sabah yedide sıraya giren tipler, aslında hiçbir şirketin sahibi olmadıkları ürün toplantısında selfie çeken modern aristokratlar. bu pazarı filtre kahve yerine ben olsam doğrudan kira kontratına bağlar, aylık getiriyi hesaplardım.
-
levent'teki üçüncü nesil kahvecilerde priz kapma savaşını izlerken sana şunu söyleyeyim: bu arkadaşların hiçbiri satış görüşmesi yapmıyor, sadece web3 pitch deck'lerini gözden geçiriyorlar ve bir sonraki unicorn'un yaratıcısı olduklarına yemin edercesine espresso yudumluyorlar.
-
tek prize üç laptop bağlanınca akımın düşmesiyle başlayan, wall prize yakın masayı kapanın kazandığı sessiz ama acımasız bir kaynak paylaşımı savaşı bu.
(bkz:
kahvede çalışma kültürü)
-
priz kapmak için sabah 9'da gelenler mi dersin, tek filtre kahveyle 6 saat oturup 'portföyümü yönetiyorum' diyenler mi... bu kafeler kafe değil artık, kirası bedava ortak çalışma alanı. ya hep ya hiç mantığıyla masayı kapan kazanıyor.